Zamanın Yanağındaki Gözyaşı

Konu: Din, siyaset ve aşk

Çok ağır bugün renklerimiz. Biraz karmaşık. Hem de bir imamdan yola cikarak hikaye başlıyor. Ekber Şah. Kuzey Hindistan’ın büyük Babür hükümdarı. Rivayete göre soyu hem Cengiz Han’a hem de Timur’a dayanırmış. Düşünsene bu ikisinin torunusun. Kimse artistik yapamaz mahallede artık:) Şakası bir yana çoğu kaynakta eflatunun bahsettigi bilge-kral (filozof kral) olarak geçer Ekber Şah.. Şii mezhebinden bir müslüman olmasına rağmen çoğunluğu Hindu ve geri kalanı zerdüşt, jain, yahudi ve hristiyan olan bir toplumu barış içinde yönetmeyi başarmış kendisi. Kolay degil o devirde… Hatta bu devirde bile. Düşünsene bi 16. yy’da katolik ispanya engizisyon mahkemelerinde halkına tek-tip inanış ve düşünceyi empoze ettirmeye çalışırken, bizim ekber farklılıkların kabulü ve toleransin arttırılmasi için sarayına farklı dinlerden bilginleri toplayarak onları tartıştırırmış.

Öyle ki sonunda “fatehpur sikri” adında ideal bir şehir tasarlamış ve kendi panteist inancını geliştirmiş. Ama şehir suyu olmadığı için o oödükten sonra terkedilmis ve inancı fazla rağbet görmemiş. Üzüntü ve muz kabuklari:(

Müslüman olmayanlardan alinan haracı kaldırıp, köleliğe son vermis ve dul hindu kadınlarin kendilerini öldürmelerini yasaklamış. Öyle garipseme…16 yy’daki genel gelenek görenek ve anlayış için bunlar inanılmaz büyük adımlar.

Tam bir adil hükümdar olmuş okuduklarıma göre. Öyle ustaca sistemler gelistirmiş ki İngilizler halen onun kurduğu vergi sisteminin kurduğu söyleniyor.

Böyle evrensel bir adammış yani ekber. Evrensel adamları severim. Zamanlarının ötesinde yaşarlar.

Evet, bugün doğudan geldik, doğudan gidiyoruz. Çok değil bir kaç sene sonra Şah Cihan tahtı devralıp yeryüzünde adaletin simgesi haline gelen bu imparatorluğa, yeryüzünde  ‘aşk’ için yapılmış en büyük eseri kazandırmış. İşte konumuza “aşk”ın girdiği yer de burasi. Büyük ihtimalle bilirsin, kral cok sevdigi eşi öldükten sonra onun için bir anıt mezar yaptırmış. Sonra karşısina inşa ettiği bir odadan izleye izleye kendisi de vefat etmis. “Zamanın yanağındaki göz yaşı” olmuş ismi sonradan. Nam-ı diger “Tac mahal”…

İslam Sanatının incisi derler görenler. Söylenene göre görev alan taş ustaları bir daha yeryüzünde böyle bir eser yapamasınlar yapamasınlar diye elleri bileklerinden kesilmiş. Mimarlarindan birisi de Mimar Sinan’ın öğrencisi. Keşkelerimdendir. Hindistan’a gitmiştim. Ama işin arasına kıyısına oraya gitmek için bir gün sıkıştıramamıştım. Neyese daha güzel bir sefere imiş.

Evet, benim okuduklarımdan anladığım şudur, aşk ile yapılan her ne ise güzel olmuş bu dünyada. Kadim olmuş, kalıcı olmuş. Bu evrensel gercek her coğrafyada çeşitli şeikllerde göstermiş kendini. Mimar Sinan bunu bu topraklarda gösterirken, Gaudi Barselonada göstermiş. Onlar da başka bir hikayenin konusu aslında. Ama Ekber Şah insanlığa evrensel adaleti “Agra” da öğretmis.

Artık müzik gelsin. İçeriğe uygun olarak yine doğudan bir müzik gelsin. Şarkıcı sesi pek güzel Juli albatros. Şarkının girizgahı benim şimdiye kadar duyduğum en güzel ezgilerden birine sahip. Aleme Yebdu…

Balaban denilen bir çalgının sesi aslında bunu böyle guzel yapan, Sonra da orkestra ve alkışlar. Tamam beğenmeyebilirsin. Ama hakikaten kaliteli muzik. Bi denemeye ne dersin?

Hikâyeyi Platonun hala doğru dürüst cevaplandırılamamış basit bir sorusu ile bitiriyorum:

Ayakkabılarınızı bile tamir ettirmek için işinin ehli usta bir ayakkabıcıya götürüyorsunuz, kendiniz ehil olmadığı için pek yanaşmıyorsunuz. Peki devleti yönetmek ayakkabı tamir etmekten daha basit bir gorev mi ki ehli olmayan herkesin eline bırakılsın?

Cevabı bende yok. Tek bir doğru cevap da yok bence. Ama soru güzel. Bu da işin siyaset kısmıydı…

Tarihsel üçgen tamamlandı…

“Apparently” yani “ala ma yabdou”…

…”i didn`t promise him (love) nor did i send him away nor did i tell him that hope is far”…

Esenlikle

uee

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir