Kadimlerin Sofrası – 4. Bölüm (C’ismin Dem‘i)

Cismin öncesinde bir foton tanesi ve üzerinde seyahat ettikleri uzay-zaman düzlemi vardı.Kadim zaman alimleri halen kara deliğin içinde, mutlak karanlıktan nokta halindeki ışığa doğru seyahat ediyorlardı. Nokta, tanımsız ve ışığın ilk ismiydi. Bir süpernovanın içine doğru çökerken sadece kendi çekirdeğine hapsettiği  ışıkla beraber boşlukta yol almaktaydılar. Işığı görüyor ancak  mutlak karanlıktan dolayı yerini ve ne kadar uzakta olduklarını kesinlikle tespit edemiyorlardı. Buradan kurtulmaları gerektiğini fark ettiler. Başlangıcı nasıl yapacaklarını düşündüler. Ortamda nerede olduğu belli olmayan bir ışıktan başka hiçbir şey yoktu…

Leonardo  resim çizerken kullandığı bir teknikten bahsetti:

-Bilinmedik bir şeyin resmini çizmeye çalışırken, yanına bilinen bir nesne koyarım ki eşyanın hacmi ortaya çıksın.

Aklına kendi aklı geldi. Arapça, daha önce de bahsettikleri o ip’e akıl demişlerdi. Nesnelerden birini diğerine bir bağlayıp, yola devam ederler ise hikayenin devam edeceğini fark ettiler. Ve masanın ortasındaki ateşi o ışık hüzmesinin geldiği noktaya en kısa yoldan bağlamaya çalıştılar. “Doğru” yapmışlardı.
İşte aslında her şey o temeldeki “nokta” idi. Biz ona bir isim verdikten sonra gerisi kendiliğinden gelmişti.
Pavlov o gece köpekleri ile beraber gelmişti.Pavlovun sanılanın aksine tam 6 köpeği vardi. ilk komutu öğrettikten sonra geri kalan köpeklerin işinin nasıl kolaylaştığını göstermek istedi. Köpeklerine ilk nesneyi öğrettikten sonra, yanına bir nesne daha koydu ve onu getirmeleri için talimat verdi. Köpekler, nesnelerden birini zaten öğrenmişti. Sahibinin söylediği o değil, başka bir şeydi bu sefer, hiç duymadıkları bir şey… Böylece o anda ikinci nesnenin de adını öğrenmiş oldular; çünkü ortada başka bir nesne yoktu.
İşte aynen bu şekilde Kainatta her şey, o tek şeyin bilinmesiyle, ona bir isim verilmesiyle başlamıştı. Evrenin bütün bilgisi, insan ilk eşyaya ad verdiğinde, onu tanımsız olmaktan kurtardığında, onu sabitlediğinde başladı, ondan sonra hiç durmadan devam etti.
İsimler  sicimlerle cisimlere bağlanıyordu…
Muhteşem bir şeyin başlangıcına tanık oluyorlardı.
Pisagor ayağa kalktı:
-“ Bu işlem sonsuza kadar sürecek . Tam da bu sebeple bilgi bir bütündür, birbirine bağlanmış sayısız noktadan oluşan bir bütün. Ayrık bilgi diye bir şey yoktur. Ayrık, tanımsız noktalar vardır ve insan bu zamana kadar birbirine doğrularla bağladığı noktalardan o ayrık noktaya en yakın olanını fark edip doğruyu çizdiğinde artık ayrık, tanımsız olan nokta da bilgiye dönüşecek ve o sonsuz ağa katılacaktır.”
Noktanın geometrik tanımı ne idi?  Yoktu. Nokta tanımsızdı…
Doğru neydi? İki tanımsız nokta arasındaki en kısa mesafe.

Platon elinde Occam`in usturası ile masadaki herkesin yüzüne bakarak ‘sessizce’ haykırdı:
“Geometri bilmeyen akademiye giremez.”

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir