Yayla

Rivayet odur ki Hafik ilçesinin sofular köyünde bir genç olan müstakbel Hızır Paşa yaşadığı alevi köyünden kaçıp diyar diyar gezer ve Pir Sultan Abdal’ın huzuruna gelir. Müridi olur. Gel zaman git zaman hızır, pirine; “Pirim, sen herkese dua edersin, bana da dua et büyük adam olayım” der. Pir, “ben sana dua ederim ama korkarım büyük adam olunca beni astırırsın” deyip gülse de duasını eksik etmez.

Zaman geçer ve genç hızır saraya girip adım adım yükselir ve sivasa vali olur. Artık, hızır paşa’dır. Pirini unutmaz ve onu ziyafete çağırır. Ne var ki pir, önüne gelen yemekler için “bunlar zina kokuyor, yetim hakkı kokuyor. Sen bunları haram parayla yaptırmışsın” deyip yemez. Paşa, helaldir diye ısrar edince pir, “bunları benim köpeklerim bile yemez” deyince köpekler huzura getirilir. Gerçekten de o yemeklerden yemezler. Bu hakarete çok kızan hızır paşa, piri hapsettirir.

Bir müddet sonra siniri geçer ve pirini affetmek ister. Huzuruna çağırtır ve pirine, içinde şah geçmeyen üç deyiş söyle seni affedeyim der.

Pir, Hızır Paşa’ya; “Açın kapıları şaha gidelim, kurban olam kalem tutan ellere ve karşıda görünen ne güzel yaylayı” söyler. Hepsinde de defalarca “şah” lafzı geçmektedir. Hızır paşa çok öfkelenir;
-Asın bunu!

——
Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazım kıldırırlarsa
Sizde şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan şah‘a giderim

——

Alınmış abdest ölü yıkanırken, kılınmış namaz ise cenaze namazı kılınırken yenilenir..
Bu söz bilgelikle bahşedilmiş mecazdır, şiirdir..
Derlemedir.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir