Sükut-u Sohbet

Size bugünün hatırına ufak bir anektoddan bahsetmek isterim.
Evet bugün Rumi’nin bu dünyadan göçüşü. Benim için düğündür, kavuşmadır dediği gece bu gece.
Peki Ölüme düğün diyen bir insanın en çok üzüldüğü hadise ne olabilirdi sizce. Şems’inin gidişiydi şüphesiz.
Şems ile Mevlana’ nın ilişkisini ne kadar okusak bilemeyeceğiz bence. “Mana” satırlarda yeterince yazmıyor çünkü.
Şems’in Rumi gibi zamanının en iyi alimini, bir rektörü, bir hocayı alıp, bölgesinin en saygı gören kişisini perişan etmesini ne kadar okusak da sebepler dünyası açıklayamıyor.
O zaman halkı da anlayamıyor ki zaten sen alim değil miydin? Zaten sen hoca değil miydin? Zaten inanan değil miydin? Zaten İslama hakim değil miydin? Ne bulursun bu adamda diye sorarlar Mevlana’ya…
Mevlana, Şems’den kalpten kalbe ders aldığını anlatır. Satırta olmayanı gösterdiğinden. Aslında Şems geldiğinde iki şey yapar. Birincisi Mevlana’nın tüm verdiği dersleri kaldırır. Bilinen ilimle ilgili tüm ilişkisini ve hocalığa dair tüm gururunu keser. İkincisi, Kütüphanesindeki zamanın en değerli kitapları dahil tüm kitaplarını sen bunlarla mı meşguldun deyip nehre atar.  Tek kitap kurtulur yine de. Feridüddin Attar’ın kitabı. O imzalı olduğu için hatıra kıymetine geçer ve onu geri verir.
Mevlana acaba bugün şu konuyu mu konuşsak diye düşündüğü anda Şems’in o olayı anlatmaya başladığından bahseder. Mesela bi yazısında,Divanı Kebir’de bir gün alemleri seyretmek, hikmeti görmek istemiştim diyor. O anda Timsahın gözü olup, bir timsah gözünden dünyayı seyretmiştik. Ben de hayretler içinde kalmıştım. Deryanın timsahın gözünde bir bardak su kadar küçüldüğünü bilmiyordum” der. Asanaları hatırlatmıyor mu gerçekten. Ağaç olmak, sandalye olmak, aşağı bakan köpek olmak…Bir eşya’nın ya da hayvanın gözünden baktığımızı düşünün dünyaya. Belki Yoga’nın ileri seviyelerinde bunlar vardır.
Mevlana elbet hadis ehliydi. Ama Şems ona “mana”yı ögretmişti.
Ondandır gönülden gönüle işlemişler dersleri. Namazdan sonra gönül ehli olanlar biraraya gelip hiç konuşmadan oturur sohbet ederlermiş. Birbirlerine sevgilerini terennüm ederlermiş böylece. Buna sükutu sohbet derlermiş.
Yine bir gün yatsıdan sonra sükutu sohbete başlamışlar. O sırasa bir aralık kapı çalmış. Şems “ayrılık zamanı geldi,bize müsaade” deyip yerinden kalkıp kapıyı açmış. Ve açtığı anda hançerlenmiş. Sonrasını açıkçası kimse bilmiyor. Çeşitli rivayetler var. Ortalık kan gölüne dönse de, bedenini hiç bir zaman bulamıyorlar.
Böylece ölümüne bile düğün gecesidir diyen bir adamın, belki de tek dünyevi “Ah”ıdır Şems’in o gün vücuduna saplanan.
O’nun için şüphesiz ayrılış, O’na mana alemini gösterenden , gönülden gönüle ders aldığından, sükut-u sohbet edebildiğinden yoksun olmaktır.
Böyleleri yanımızdan eksik olmasın.
Muhabbetle,
uee
Not: Şeb-i Aruz gecesinden.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir