Polimatlarin Sofrası (Hikayenin Demin’i)

 

Evren koskocoman bir hikayedir. Bu sayfada yazanlar gibi…Biz, bu hikayenin kendi payımıza düşen kısmı ile ilgileniriz. Geçmişe bakarak, hikayemizin neden boyle oldugunu anlamaya calısırız…

Demin masadakilerle,

Karadeliğe dusen bir supernova patlamasıniz sonucu olusan galaksiyi

Galaksinin seyahat ederken kendi noktasindan oluşturduğu zamanı

Bunları anlatmak için kullanmaya başladığı isimleri

Ve hepsini anlatacak, hatırlayacak, unutacak, yuceltecek, kotuleyecek adamı

Anlattık.

Belki nu hikayeye inandik, belki inanmadık.

Peki hikayenin kendisi? O nasıl oldu? Hikaye, kendi olusumunu anlatabilir mi?

Bir bebek kendi dogumundan bahsedebilir mi?

Oykunun kendisi o ilk esyaya ismini vermemizle basladı. Ve sınra digerleri ile akıl yolu ile baglandılar. Ama tek basına bizim ona isim vermemiz bir ise yaramazdı.

Bir oykun varsa, anlatmak istersin. Bak, ben anlatıyorum. Ona inanmak istersin. Ona inanılmasını istersin. Hatırladıgımız ve gercek oldugunu düsündügümüz oykuler, baskalarının da o oykuye ınandıgına inandıgımız oykulerdir. İste, masalın burası bilinmez. Bizim bir oykumuz mu vardı ona inanmak istedik. Yoksa bir inancımız mı anlatmak istedigimiz? Yumurtadan civciv cıkar, bunu biliyoruz.

Her iki ihtimalde de oykunun demin’ini yani dili anlatmamız gerekir.

Burası biraz karısık.

Dedikodu teorisine (Gossip theory) gore insan cevresi hakkında digerlerine duyuru-dedikodu yapabilmek icin kognitif ozelliklerini kullanmaya baslıyor, Buna gore bizi dogada tehdit eden bir kaplanı, hem cinsimize hemen gammazlayabiliyoruz. Bunu aslında diger canlılarda yapıyot. Hatta maymunlarda yapılan deneyler, onlara bir sırtlanın mı yoksa kaplanın mı saldırdıgı yonunde farklı sekıllerde birbirlerini uyardıklarını gosteriyor. Yani  tek akıllı biz degiliz. İnsanın asıl olayı, o tehditin, boyunu, ozellıklerini, mesafesini, tipini kısaca hemen herseyini betimleyebilmesi. Bu sayede, diger turlere yem olmama konusunda ileri bir donanıma sahip olduk. Ama hepsi bu degil.

Diger bir teoriye gore biz, kendi turumuz icinde birbirimizi taklit edrek hayatta kaldık. Yani hayatta kalanların yaptıklarını yapıyor, olenlerin ise ölümüne neden olan şeylerden kaçınıyor, boylece vahsi dogada kendimize bir gun daha zaman tanıyorduk. Lakin, bu herkesin hosuna gitmedi. Ozellıkle kopya cekilen o kabilenin en on sıradaki calıskan cocugu bu olayı icerledi. Kendisinin bir suru deneme yanama ile ugrasarak yaptıgı seyleri, aleti, edevatı, elalem gorup pat diye kopyalıyordu. Tabi patent yok, bisiy yok. İste bu yoklukta, bizim calıskan cocuk, onları öldürmeden bu işi çozmeye kalkısacaktı. Buyuk ihtimalle bir kac yıl, birbirlerini oldurduler. Ancak daha sonra, bunu sikayet etmeyi denedi bir gun o calıskan cocuk. Anlatmaya calıstı, calısarak yaptıklarının taklit edilmemesini. Ya da karsılıgında bir sey olmasını. Anlasmazlıklar anlatmalara donustu. O anlatmaya basladıkca isimler sicimlerle cisimlere baglandı. Akıllar noktadan noktaya iplerini gerdiler. Hikaye bir gergef gibi gergin cumleleri işlemeye baslamıstı.Ama hepsi bu da degil.

Anlasmazlık sonucu bazı kabileler yollarını ayırdılar. Bazıları birbirlerini terketti. Onların kullandıklar isimler, aletler, atraclar farklılaştı zamanla. Herkes hem cevresine, hem de anlastıgı insanlara gore kurdu isimlerini, cumlelerini. Diller ayrıldı. Insanlar ayrıldı. Hikayeler farklılastı.

Hangi teori ne kadar dogru bilmiyoruz, belki ikisi de dogru ve birlikte evrildiler. Lakin oykunun ve insanın asıl evrimi,ilginctir, etrafta olan seyleri degil, olmayanları anlatmasıyla basladı. Insan da işte tam bu noktadan itibaren diger canlılardan farklılasmıstı. Artık kuslar, maymunlar gibi sadece gorduklerimizden degil, gormediklerimizden de bahsetmeye baslamıstık. Hikayeler anlatmak, hem gecmise, hem gelecege dair bir kurgu yaratmaktı. Olmayan seylerin kurgusu pesinde kostukca biz, bunlardan bazıları olmaya basladı. Bazen de cok kostukları icin olmus olmasını arzuladı. Kendi putlarını kendi aklıyla yaratmıstı.

Bu okudugun yazarın kafasındaki bir kurgu idi ve bu simdi yazı haline gelmis sen onu okuyorsun. Okudugun bilgisayarı veya telefonu bunlar daha ortada yokken birileri dusledi ve tasarladı, simdi ellerinde dolasıyor. Bu evler, bu sehirler, bir mimarın zihnindeydi bir zamanlar, simdi bizim zihnimiz ve bedenimiz onun icinde. Yazılı, sozlu, sembollerle, araclarla hepsi bu yasadıgımız hikayenin hem nedeni, hem de sonucu…

Gecmis ve gelecek ne varsa hepsi bir hikayedir o yuzden. Ve biz o hikayenin neresine düstügümüzün merakıyla, bize ezberletilenlerle, ogretilenlerle yasarız…

Kendi hikayemizin guzel olmasını ve cogu zaman onun kahramanı olmayı dileyerek…

Ve hikayesi olmayan dilenci, olmeye mahkumdur…

 

 

 

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir