Polimatların Sofrası (Duyunun Demin’i)

Hemen hersey bir hikayedir.

Ve hikayeler varlıgını ancak onlara inananlarla surdururler.

Bu hikayedeki herkes, sizi kendisine inandırmak icin burada…

Tarihin sayfalarından kopup, sizinle sırlarını paylaşmaya geldiler…

Sizi herseyin bir oykuden ibaret olduguna inandırmaya…

Tum oykuleri ispatladıkları bir zaman diliminde, bir gece vakti, bir muhabbetin deminde…

Kendini dogrulayan hikaye…

Peki herseyin hikaye oldugunu nasıl ispatlarsınız?

-Hikaye olmayan kısmını bulup, geri kalanını sorgulayarak.

İbni Heysem, 10.yy dedigimiz İslamın altın cagında yasamıs bir optik uzmanıydı. Kitabıl el-menazır (goruntuler kitabı)’da, gözün yapısı, yanılsama (illüzyon), serap olayı, perspektif, ışığın kırılması ve fotoğraf makinesinin atası olan “karanlık oda”dan (beyt el-muzlim) ilk defa o bahsetmisti.

Birden butun ısıkları kapattı ve alevler icindeki bir ates parcasını gokyuzune fırlattı. Bir anda gokyuzunde dalga dalga renkler belirmeye basladı. Daha once hic gormedigimiz, gormedigimizden dolayı isim vermedigimiz, vermedigimizden dolayı hikayemize dahil edemedigimiz binlerce, milyonlarca dalga.

İste dedi.

Heysem:

Elektro manyetik spektrum bu. Daha once gormedigimiz kızılotesi kısmını gosterek, iste yılanlar bunu algılıyabiliyorlar, gama kısmını gostererek iste gunesimizde bizim goremedigimiz sekilde olanlar, Hirosima ve Nagazakiyi de olanlar iste su algılayamadıgımız radyoaktif dalgalar yuzunden. Gorebilseydik uranyum’a daha farklı gozle bakardık. Hlbuki biz kendi gorme duyumuzla belki kesfedebildiklerimiz (bunlarda belki hepsi degil) sadece 10 milyonda birini algılıyoruz. Ve bu dar alandaki gozumuzle gorebildigimiz farklı dalga boylarına bütün renkleri sıgdırıyoruz.

Sagan:
-Gama, X-ray, kızılotesi, morotesi, mikrodalga,uzundalga,kısa dalga… Gozumuzle goremedigimiz daha milyonlarca dalga boyu gokyuzunde oylece dalga dalga süzülünce, masadakiler gozlerine belki ilk defa gercekten inanamadılar.


Gözümüzün görebileceğinden çok daha fazla türde ışık, düşünebileceğimizden çok daha farklı hayat var. Doğa algımızı sadece görülebilen ışıkla sınırlamak, tek bir pencereden bakmak, dünyayı sadece bizim yaşadığımızdan ibaret saymak; tek bir oktavla müzik dinlemek gibi olurdu. Bunlar aynı şeyin farklı görüntüleri değilller. Ve bizler aynı yaşamın farklı çeşitleri değiliz. Her bir ışın değişik bir cisim ve olayı ve her bir kişi kozmosta değişik bir yolculuğu açığa çıkarıyor.

-Gözlerimizi daha yeni açtık.

Ardından aynı goze gorunen farklı dalgalar gibi, daha once hic duymadıkları sesler duymaya basladılar.

Ornegin bunlar cok alcak ses dalgaları, filler ayagındaki organlar bu ses dalgalarını duyabiliyorlar. Bunlar 20 Hz’den daha azlar. İnsanın genelde duyabilecegi sesler 20 ila 20000 Hz arası bir frekansta.  Pavlovun kopekleri ise genellikle 20000 de fazlasını duyabiliyor ve buna bizim duyamadıgımız bu seslere tepki veriyor. Aynı bu sekilde kopekleri terbiye etmek icin Galton kopek dudugunu icat etmişti. Hava molekülleri ile sınırladıgımızda bile atıyorum en fazla 10000 de 1 ses dalgasını duyabiliyoruz.

Koku ve dokunma cok karısık duyular. Kokunun kendi ismi yok mesela. Girersek simdilik masadan kalkamayız. Kokuyu ve dokuyu kahvenin demine bırakıyoruz. Bunların sınırlarını hiç hesaba katmadıgımı varsayıyorum. Duyularımızla etrafımızda gerceklesenlerin en fazla 10 milyarda birini algılayabiliyoruz (rakamla 0.0000000001%)

Evren 14 milyar yasında. O da bildigimiz kadarıyla. Biz iyi ihtimalle 100 yıl yasıyoruz. Yani tum zaman diliminin 10 milyonda birini ancak deneyimleyerek ondan birebir haberdar olabiliyoruz.

Kainat masadakilerin hesaplarına gore 25 milyar ısık yılı genisliginde. Biz 13 bin metre capında bir gezegenin icindeyiz.  Cok basit ve en sacma modelleme ile evrende bir “pale blue dot” dan daha kucuk oldugumuzu varsayabiliriz. Yuzde isaretinde sonra 56 tane 0 ve ardından bir 1. 10′-58

Yani zaman, mekan ve duyu algımız hemen herseyin toplam herseyin 10 üzeri 78debiri. O da en iyi ihtimalle.

Butun algımızla samanyolunda bir proton kadar bile degiliz…

Yasadıklarımız, zamanımız, algımız her sey bu evrenin buyuklugu ve gercekler nazarında hiclik gibi…

Gorduklerimizden, duyduklarımızdan, yasadıklarımızdan otesini kime nasıl soyleyebilirdik…

Hicten oteye nasıl gecebilirdik? Kendimizi bu duyularımızla sınırlı cezaevinden nasıl azat edebilirdik?

Varlığımızı surdurerek nasıl devam edebilirdik?

Algıladıgımızdan daha fazlasını idrak etmeye calısarak.

Bir hikaye ile…

Ve bizim sadece bir hikayemiz var degildi, binbir gece masallarımız vardı.

Dunyanın derdi bilinmezse de, sohbet demini alıyordu.

Daha yeni baslıyorduk…

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir