Polimatların Sofrası (Adamın Dem’i)

Peki ya kimiz biz?
Her ne kadar artik ismimizi soyleyip, tek kelimelik bir cevap ile gecistirmek artik mumkun olsa da; gercek nadiren saf ve asla bu kadar basit degildi.
Bazen “beşer” diye seslendiler bize, bazen “insan” dediler, kimi zaman “homo” diye dalga gecip -ki bunu yazanla burada dalga geçilmesi gerektiği yerde- kimi zaman sapiens`in tillahi oldugumuzu “sapiens sapiens” ismi ile tekrarlayarak bir daha düşünmemizi sağladılar .
Rumi konusmaya basladı:
Beser, et ve kemikten yapilmis olandir. Sasirtmacali ve ölümlüdür. Beser, kaba derimiz gibi dis gorunusumuzdur. Hatalari olan varliktir beser. Insan olmanin bir tik oncesidir. Basur hastaliginin adinda bile bize etten oldugumuzu hatirlatan bir beser vardir (beşer ve basur kelimeleri et anlaminda ayni kokten geliyordu).
Insan ise, nisyan ve unsiyet`ten türemiştir. Hem unutan hem tanisik olan. En sevdigini unutan ve acimasizi bile aliskanlik haline getirebilen kelimeydi insan. Onun icin kim oldugunu, ne oldugunu ve ne istedigini siklikla hatirlatmali dedi masadaki herkese.
`Insan` kelimesi kendi kendini cagiran (recursive) bir matematik fonksiyonuydu…
Bir şairin hakkında soyledigi gibi:
Ünsiyetten ve nisyandan türemişse insan, nasıl unutmasın alıştığını; nasıl hatırlamasın unuttuğunu?
Noah:
Homo sapiens, homo olması itibariyle ondan yasli Habilis ve Erectus kardeşlerinin en genç üyesi  bir hayvan, sapiens olması itibariyle bunları yazacak kadar olayların bilgeliğinde bir adamdı (wise man). Gormezden gelemeyecegimiz kadar benzer, tolerans gosterebilecegimizden cok farkli olan kardeslerini ortadan kaldirmisti. Düşünüyorum öyleyse varım diyerek, bu farkındalığının da farkında olması onu sapiens v2.0 haline getirmişti. Homo Sapiens sapiens…
İsa:
Insan “kutsal” kitaplara göre hem esref-i mahlukat (yaratilanlarin en sereflisi), hem de esfel-i safilin (asagilarin en asagisi) idi. Bu ikisi arasinda gidip gelen, kokleri cok derinde, dallari gok yuzunde devasal bir agac.
“Ya da bir ip” dedi hiçlikten gelen uber ateist bir Alman filozofu :
 
-Hayvan ile üst insan arasında gerilmiş- bir ip ki uzanır bir uçurumun üzerinde.İnsanı büyük yapan bir amaç değil, bir köprü olmasıydi. İnsanın sevilebilecek tarafı bir öteye geçiş ve bir batış olmasıydi. 
Siradan bir hayvan iken, yasadigimiz gezegenin en büyük tanrisi ve en büyük zavallisi haline gelen mahlukattı. Noah’nin bu dunyada belkı de farında olmadan tanri rolune soyunup, onunla ne yapacagini kesinlikle bilmeyen bir turuydu insan.
Iyilige olan unsiyeti ile binlerce insani gemilerle soykirimdan-savastan kurtaran da insan, ustun irk ile munis olup milyonlari oldurup, o soykirima neden olan da  insandi. Schindler de insan Hitler de insandı. Barış Manço da insan, ziyaret ettiği yamyam kabileler de insandı. 5. senfoniyi de icra eden insan nasıl olur da atom bombasını icat eder diye dusundu. BeethovenInsan bunlarin hepsini bir anda hatirlasaydi paralize olur hicbir sey yapamazdi diye gecirdi icinden. Butun acilari nisyaniyla unutup yasama devam etmemizi saglayan insan, butun guzel gunleri hatirlamaktan da ayni ozelligi ile feragat etmisti. Bu belki insana ait hem en muhtesem ve hem de en korkunc gercekti.
Ev sahibinin kapıyı çalısından yola cıkarak kaderine bilenip, olumsuzlugunu bestelere kazıyan Beethoveen,
Atom bombası gibi olumcul bir seyi icat edıp, sonra bu durumdan buyuk bir barıs donemi cıkaran Oppenheimer…
Butun tanımlamalarda bır ikililik,
Hakkında her şeyin yazıldığı ve henuz hiçbir şeyin yazılmadığı senfoniydi insan…
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir