Lıttlest Roads

Ben bir yolculuğa çıkıyorum.
Nereye gideceğimi bilmiyorum, ne zaman bilmiyorum…
Öyle işte,
Ama Yol. Yol önemli… Gittiğin yerden ziyade.
Ama bir o kadar önemli şey daha varsa o da Yolda yanına aldıkların. Yol arkadaşların.  O yolda sana yarenlik etmesini istediklerin. Başrol oyuncuların.
Çok figuranı olan hiç bir film, çok güzel değildir. Çok kişiye yazılan bir bir hikaye çekici…
Bütün en güzel müzikler O bir kişiye yazılmış olabilir o yüzden.
Başrol oyuncuları önemli. Başrolüne kimleri almak isteyeceklerin.
Nasıl ekipman konuşuyoruz bir seyahate çıkarken ne gerekir, yanımıza hangisini alalım diye, kimin yolun çoğunda yanında olmasını istediğini düşündün mü? kimle mucizelere  tanık olmak istediğini? Kiminle yaralarını sarıp, bazen istemediğin olayları yaşadığın bir günde kimin başına omzuna koymak istediğini?
Bilinmeyene doğru yola çıkarken yanında evinde gibi hissedebildiklerine sarılmak istiyorsun çünkü. İstiyorsun ki yanında evinde hissetiğin insan, kovuğuna çekilmek istediğin ağaçlar olsun. Başını omzuna koymak istiyorsun, yanyana mucizelere tanık olmak, başbaşa verip düşünmek, plan yapmak, kesip biçmek istiyorsun.  Bir ananası, bir eriği, bir külah yanık dondurmayı, bir keçiboynuzunu paylaşmak istiyorsun zamanı geldiğinde.
Seni olduğu gibi kabul eden insanlar. Ne yaparsan yap, ne söylersen söyle…
Ama bunu istemiyorsan zaten birbirine yabancı iki insan olmuyor musun? Birlikte olsan da yalnız. İki yabancı.
Ya da birlikte olmadan bile yalnız olmadığını hissettiğin olmuyor mu ? Aksini hiç düşünmedim. Ondandır özlemim dışında hiç bir nedenle sürekli yanında olmak istemedim. Beraber geçirdiğimiz iyi-kötü zamanlarda o soru hiç aklıma bile gelmedi.
Bir kez gerçekten yüzüm düştü ama. Söyleyecek sözüm olmadığı, kendimi saklama ihtiyacı hisettiğim tek bi an. Belki de hayatımda tek.
Yanında olamamak değil planlarında,rüyalarında olamamaktı o an benim hissettiğim. Ne yapacağımızdan ziyade şöyle yapsak ne güzel olur fotografında yer almamak. İnan yanında olamamak o kadar koymazdı.
Paylaşmak, tanık olmak, şahitlik etmek, yol almak, yıllanmak…
Duyguyu, fikri, olayı, günü, acıyı, tatlıyı…
Hayatın ne getireceği kimse için belli değil işte. Çat düşüyoruz, pat kalıyoruz. Herkesin hayatı en az birbirinin ki kadar çetrefilli ve karmaşık. Sürekli tekrarlıyorum ama Kaos ve Kozmosun çocuklarıyız biz. Ama bunu basitleştiren “littlest things”ler var.
Bizi hayata karşı sarıp sarmalayan şeyler. Sabahları bir köpeğin yatağının yanına gelip kıvrılması gibi.En karamsar anında canının yarısının karmaşık anda patlattığı fıkra gibi, ağzından çıkan konuyla ilk cümlenin konuyla alakasız bir soru olması gibi.  Benim yüzüne ne zaman baksam gördüğüm “so what” gibi, ne zaman sarılsan bir parça olduğunu hissettiğin gibi.Kendisi gibi bu cümlenin…
Bu littlest thinglerin varlığı bizi hikayeyi bu kadar muazzam kılan. Anlam ve mana. Onları bu yazıda, müzikte,fotoğrafta ve hatta videoda bile göremezsin.  Biraz hayal kırıklığı yaşıyorum çünkü biliyorum nereye gidersem gideyim, beraber yürümekten gezmekten, keşfetmekten, hoplamaktan, düşmekten, atlamaktan, koşmaktan, konuşmaktan, sessiz kalmaktan o kadar keyif aldığım biri ile de bunları beraber düşleyebileceğimizi biliyorum.
Hayali hayata beraber çevirebileceğimizi, beraber olmadıkça hayal filminin başrol oyuncularından bir ya da bir kaçının eksik olacağını sonra…
Başımıza gelecek şeylere karşı yanyana yazılmak istediğimizi düşünmüştüm. Ya da belki sadece ben öyle sanıyordum.
O yuvarlak koca taşlara tırmanıp, ağaca sarılıp, ıssı bir koyda sessizce sırt üstü uzanıp, bir kalenin tepesinden gün batımına şahit olmak isteyeceğimizi…
Sonra onları beraber kesip biçmeyi isteyeceğimizi, başımıza çıkan bütün zorluklarda birbirimize şöyle bir bakıp “so what” diyeceğimizi sonra..
Yolu olmayan yerleri sevdiğimiz kadar bu yeniye beraber şaşırmak, yeni mucizelere beraber tanık olmak istediğimizi…
Nereye gidiyorum bilmiyorum dediğimde “hooop bensiz nereye” dediğimizi, ellerimizi birbirimize atmış beraber gitmelerimizi…
Her gün izlemesinden zevk aldığımız hikayemizin yanyanayken bizleşik yazılmasını isteyeceğimi hep biliyorum.
İpleri dolaşmış uçurtmalar misali olmasın be!
Hayat,
Bu filmi izlemek isterdim diyoruz ya,
Ben o filmi hem çekelim hem izleyelim isterdim.
Paylaşalım isterdim.Herşeyi….
Yoksa zaten rüzgarda savrulurduk,
başına buyruk…
an’la.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir