Evet efendim. Gaudi dedik.Subliminal bir sekilde alttan çaktırmadan dedik. Çünkü  Barcelona demek Gaudi demekti. Gaudisiz bir Barcelona’yı kimse düşünmemiştir herhalde. Ben düşündüm, Mimar Sinan’sız İstanbula benziyordu. Neredeyse Ankara olacaktı ki uyandım kabustan. Belki bilirsiniz Gaudi’nin hikayesini. Hocasının deli mi dahi mi yakında görecegiz derken bahsettigi çocuk Antonyo Gaudiymiş. Sonra ilk olarak katalanların simgesi gibi olan o sokak lambalarını yaptığında hangisi olduğunu konuşmadan anlatmış. Evet ilk eseri sokak lambalarıymış. Son eseri de La Sagrada familia. Aristokrasinin kol gezdiği, zenginlerin kendisinden boy boy ev siparişi verdiği yüzyılda baslangıcı (sokak lambaları) ve sonuyla (sagrada familia) aslında kimin için çalıştığını göstermiş. Bizim Ankaradaki garip heykelleri göz önüne getirince sokakta halk için yaptıklarının kadimliği ve zerafetini daha bir anlıyor insan. Zamanının çok ötesinde yaşamış o da Sinan gibi, Tesla gibi, Heisenberg gibi…Düşüncelerinin parlaklığı yıllar sonra farkedilmiş ki ona sonra geleceğim. Antisosyalmiş aynı zamanda biraz da onlar gibi. Öyle ki yaşamının son dönemlerinde kendini sadece Sagrada familia’ya adamis. Bir şeye kendini adamak nasıl bir ruh halidir bunu hala çözebilmiş değilim. Çözdüğümde sana da söylerim. Ama her zaman gerçekten o tutkuyla bağlanacağim şeyi merak ederim. İste bizim Antonio da tutku derecesinde eserine ve dinine bağlı imis. Senin bildiğini düşündüğüm kısımları burdan anlatıp cok bilmişlik yapan sıkıcı ve aptal olarak algılanmak istemiyorum. Sadece aptal olmayı tercih ederim. Ha ne diyorum. Bizim Antonyonun tutkulu olduğu bir şey daha varmis. Tamamen doğa hayranıymış bizim mimar. Hatta bir kac güzel vecizesi var ki aslında bu yazı o kelimelere istinad eder.

Bunlarin hepsi bence bizimle ilgili, yasam tarzimiz ile ilgili, onun icin sirayla yaziyorum en hosuma gidenleri:

  1. “özgünlük kaynağa dönüş ile meydana gelir.”

la originalidad consiste en volver al origen.

Bir söz sade olduğu kadar mı güzel olur. Basit güzeldir zaten. Bütün günlerimizin birbirimizinkine hızla benzediği bu çağda herhalde menbağımıza dönup bakmadıkca bır koyun sürüsünden farkımız olamayacağı ve farklı bir şey de yapamayacağımız kaygısındayım.

  1. Doğanin dili ile hersey konuşulabilir.

Evet, casa mila, pedresa, sagrada familia.. Hepsinde farketmişsindir doğayı zaten. Her şeyi doğadan kopyalamaya calışmı. Leonardo gibi doğanın çözümleri ile mimari problemleri eşleştirmiş. İşte en sonunda da bugünkü çevre, kaynak, kirlilik, mimari, şehirleşme sorunlatına karşı rovaşata mahiyetinde şu sözün altına imzasını atmış:

“gelecegin mimarlari dogayi taklit edecekler. Bu mimarinin en dogru, rasyonel ve ekonomik kullanimi olacaktir”

Evet bildigin gibi, bir tramvay yolunun kenarinda biraz acıklı ve kimsesiz bir vefati

Ama hem yaptiklari hem de bu son dedigi rovaşatavari sözlerin ardından şimdi eğer bir yerden bizi görüyorsa, “bu da mi gol degil!!” diye bağırıyordur eminim.

Bu arada sana oje şarkısı olarak yine onun için yazılan bir şarkıyı gönderiyorum. Çok çarpici olmamasına rağmen değişik bir melodisi olduğunu kabul etmek gerek. Hele hele başındaki konuşma biraz tüyler ürpertiyor:

“In recent times, there is no one at all

Who can approach Antonio Gaudi

He started a new cathedral, in Barcelona

It is called La Sagrada Familia or the Holy Family

The sad thing is they could try to finish it

But I don’t think they will do it

~There is no one at all, who can approach Antonio Gaudi.~”

Cok büyük sözler bunlar, bırak ulaşmayı kimse yaklaşamadı diyor muhterem.

Zamanı gelince,değer verdiğim birinin ağzından çıkan cümlede böylesine büyük bir sözün öznesi olmak dileğiyle.

Esenlikle,

uee