Kosuya ve Hayata Dair

 Bu yazida olayin matematiginden cok mantigindan bahsediyorum…Dolayisiyla isin teknigiyle ilgili daha sonra odaklanilmasi gereken eksiklikler var. Ama sayilar onemli degil bana isin mantigini bi anlat diyosan, al bi de burdan yak derim…
Suraya gaz bir muzik girelim:
1. Antreman dönemleri (Periodization)
 
Endurance—> Strength—-> Flexibility—-> Speed: Dayanım yıllarda, güç aylarda, esneklik haftalarda, hız günlerde kazanılır ve yine aynı şekilde bu sırayla kaybedilir demiş ünlü ya da cok ünsüz biri …. Onun için 30’undan sonra jordan’ın o 11 yaşında evinin arka bahcesinde kendini tersten demire asarak geliştirmeye başladığı psoas kaslarına sahip olamıyoruz ve oyle havalarda uçamıyoruz işte.
Ondan dolayı genellikle orta ve ust sinif programlar; vücudun uzun süreli antremanlara hazırlandığı Strentgh (STR) ve fitness ağırlıklı çalışılan Base dönemi, sonra dayanımın kazanılmaya başlanarak kilometrelerin (hacmin) arttırıldığı Endurance dönemi, Ardindan hızın arttırılarak performansın sınırlarına dokunduğun Peak dönemi ve artık yarış dönemi için bir nevi ektiklerini biçme öncesi sulamayi (terlemeyi) azaltip iyice fidanları yetişmeye bıraktığın Dinlenme dönemi (Tapering) ile devam eder. Genelde sporcu olarak ilk başlangıçta sadece “taper”i öğrendiğimiz içinse bilgimiz vücudumuza ve yaptıklarımıza biraz kısa kalır. En azından benim öyle oldu. Learning by hard & heart…Zor ama kalpten.
2. Haftalık Hacim  
 
a)  %10 Kuralı 
Anatomik olarak insan vücudunda şöyle bir “time-lag” var. Jet-lag nasıl hormonlarda bir ertelemeye, ya da melotonin salgısında bir senkronizasyon bozukluguna neden oluyor? Uzun yolculuk yapanlar, ilk gunler uyuyamayinca bilirler. Bizim kaslarımız da antrenman sırasında deforme oluyor ve hemen sonrasında yeniden yapılanırken (re-form), bağ doku, ligamentler ve tendonlar aynı hızda adapte olup, o hızda değişiklik gösteremiyor. Yani farkli dokularin formasyonu farkli surelerde biyolojik olarak. Ortalamada, insan fizyolojisi kas dokuda 4-5 haftada major modifikasyona gidebilirken (bu kişiden kişiye değişebilen bir şey), bağ doku yaklasik 8 haftada bu değişime ayak uydurabiliyor. Ikisi arasindaki senkronizasyon kaçıyor yani. Bu aradaki fark ise bize pahalıya patlıyor. Adına sakatlık diyoruz genelde.  Aslında bizim bahsettiğimiz genelde maruz kaldipimiz çoğu arızalanmalar, zorlanmalar, sakatlıklar bundan dolayı tendonlarda, bağlarda meydana geliyor. Bunun için buna uygun önlemler alıyoruz.  Bir tanesi önce mesafeyi, sonra hızı aşamalı olarak arttırmak. Hemen gaza gelmemek. İkincisi ise arada bir taper ile senkronu tekrar saglamak. Halay cekerken adımını kacırdıgında bir durur tekrar ilk adımı beklersin ya, aradaki dinlenme dönemi tam olarak buna tekabul ediyor işte.
Ama yine de şunu aklımızın bir tarafına yazmakta ve tadımızı kaçırmadan koşmakta fayda var. Özellikle Base ve Endurance dönemlerinde giderek artacak olan koşu mesafesinde (aslinda hacminde) haftalık kilometrelerimizin %10’un üzerinde artmamasına dikkat edeceğiz.
Zaten doğaya bak, hiç bir ağaç birden büyüyor mu? Birden büyüyen şeyler, ya hormonlu, ya kimyasal, ya hemen sönüyor ve de lezzetli değil. Yağmurdan sonra hemen biten mantar, hemen söner o yüzden. 30-40 yıllını büyümeye harcamış bir çınar ağacı ise inanılmaz bir fırtınada yıkılmadan sadece uğuldar durur. Onun için bizim aradığımız progresif, adım adım, organik bir gelişim. Yavaş yavaş ama adımlarından emin. Gün doğmadan, Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, İçinde bir iş görmenin saadeti…
b) 3-4 Haftada bir gelen “Ara Taper“lemeceleri
Genellikle her sporcu eğer kendi fitness seviyesini zorlayacak derecede antrenman yapıyorsa, fitness seviyesine gore 3-4 haftada 1 haftalık kosu hacmini %30 dusurerek kaslarını dinlendirir. Buradaki mantığı yukarıda bahsettim aslında.  Kas dokunun dinlenirken bağ dokunun ona adapte olmasını saglamak. Bu yarışa yakın olan taperdan (Base-endurance-peak-taper) farklı bir dinlenme. Mehter takımının iki ileriye adımından sonra hafif geriye dogru attıgı adıma benziyor. O adım aslında hiç geriye atılmaz bu arada. Hep hafif yana ileri atılır tarihsel olarak. sag-sol kolacan edilir. Bizde o donem vucudumuzu dinleyip ne asamada oldugumuzu anlamaya calisabiliriz. En son hafta ise ikisini bir araya getirerek dinlenebiliriz.
3. Tempo ve Interval Antrenmanları 

 Genel olarak benim okuduğum, bildiğim bu verilere göre düzgünce oluşturulmuş haftada 4 koşuluk bir program ile  fitness seviyeni bir öteye taşımaya rahatlıkla yetiyor. Asıl gelişim(yeniden yapım) zaten  idman sırasında değil, sonrasında dinlenirken meydan geliyor.  Bunun için iş programına göre koşuların zamanlarıyla oynayabilirsin.

Kısaca bu 4 antreman soyle:
             1. Steady state koşusu
Sabit tempoda aynı gün mümkünse genelde strength antremanı ile beraber yapılabilecek orta mesafeli koşular.Vücudu belirli bir tempoya alıştırmak, kas hafızasını belirginleştirmek ve STR ile birlikte dayabımı artırmak için yapılan koşular
              2. Interval koşusu / fartlekcom / tempo koşusu
Kariyovasküler kapasiteyi, hızı arttırmak için yapılan koşular. Yokuş antremnaları hariç genellikle pistte ve yüksek nabızda yapılırlar. Öncesinde ve sonrasında çok ağır antremanı yapılmaması tavsiyedir.
             3.Back to back koşusu
Bir sonraki gün yapılacak long run öncesi biraz vücudu yormak için yapılan kücük kosular. Çok yormaz keyiflidir.
             4. Long run
easy tempoda endurance’ı arttırmak için yapılan haftanın uzun koşuları. Aynı zamanda damarlrın capillarity’sini arttırarak verimli oksijen yakımını arttırdığından VO2maks. da etkisi var. En fazla zaman haarcadıgın, interval ile birlikte en kaliteli antreman.
Bu aşamada senin mevcut tempona göre, bu yukarıdaki antreman tiplerine belirli hız aralıkları ve süreler belirlemek gerekir. Bir de tabii ki buna göre haftalık toplam hacim-mesafeler ortaya çıkacak.
Mevcut kondisyonunu öğrenmek için en iyi 3K-5K-10K sürelerinden birini ya da 1 cooper test dediğimiz 12dk’da katettiğin mesafeni ögrenmen gerek.
Beraber bu yazdıklarına gore bir iskelet program cıkarılabilir.
Asıl program senin hissiyatına gore modifiye edilebilen, canlı programlar. Belki de biraz bundan dolayı bu işi cok iyi bilen insanların bile onları sürekli takip eden antrenorleri var. Antremanların gidişatına, hissiyatına  göre de programları modifiye edebelirsin.
Esasinda her antrenmanin farkli bir amaci var. Daha dogrusu oyle olmali. Evden cikarken nereye gidecegimizi planliyorsak, antrenmana cikarken da o antrenmanin hangi amaca yonelik oldugunu kendimize sormamiz gerekir. Kardiyovaskuler kapasite icin yapilan fartlek, tempo, intervaller mi, yoksa kas ve iskelet dayanimini arttiran steady ya long run kosulari gibi seyler mi o gunku idmanimiz? Dolayisiyla her hedefin disiplinli bir pratigi oldugu gibi, her disiplinli pratiginde kendi icinde bizi hedefe goturecek bir hedefi olmali. Yin-yan bir nevi…
Ne kadar boyle desem de, bana gore bazen sadece hic bir seye bakmadan, hesap kitap tutmadan, o kapidan cikip kosmali…
Interval ve Tempo`lar biraz konforunu kaçırması gereken, tadı biraz acı antrenmanlar:) Ondan dolayı haftada ilk aşamada sadece bir kere yapmak mantikli. Eğer kendini iyi hissedersen maksimum 2 tane yapılabilir. Bu vucudun o zamanki fitness seviyesine bagli. Bu antrenmanların ayrıntılarını-tekniğine girmiyorum. Belki baska zaman paylasirim. Biraz efor gerektiren antremanlar oldugundan tempo antremanlarının oncesine ya da sonrasına (gün olarak) mümkünse koşu konmaması tavsiye edilir. Zaten kardiyo antremanları oldugundan yorgun kaslarla cıkmak ve sonrasında iyi dinlenmeden tekrar koşmak hastalığa, sürantrenman denilen “overtraining”e neden olacaktır. Sonra bana içten ve dıştan hatta antrenman sonrasi girdiğin duştan sürekli sayar-söversin de duymam. Çünkü boğazın şiş ve burnun dolu olur. Sürantrenman genelde hastalığa davettir.
Özellikle tempo antrenmanı öncesi iyi ısınma ve iyi soğuma idmanın güzel geçmesinde rol oynayacaktır.
Ben ısınmaya karsıyım:) basketbol oynarken ısınma diye kosuyorduk, şimdi kosuda ısınmak için başka hareketler yapar olduk. Çok saçma. Hafif tempo başla, al sana ısınma. İnsan bile insana hemen ısınıyor. Senin vucudun mu her gün yaptıgın spora ısınmayacak. Laf işte. Ama sogumaya katılıyorum. Genel kanının aksine soğumanın illaki spordan hemen sonra yapılması diye bir şey olmadığıni biliyoruz. Tabii ki işkembeden böyle düşünmüyorum. Bi yerlerde okumuşumdur kesin. Bazen çok gereksiz şeyleri okuduğum da dogrudur. Dolayisiyla spordan hemen sonra yaamiyorsaniz gidin evde yapin, dus alirken yapin (bu soguk kis gunlerinde mantikli), yatarken yatakta bir iki esneme yapin. Mekan-zaman isteyince bulunuyor, yapin yani…
106
Antrenman ile vucuda yukledigimiz stres aslinda bir su bardagini elimizde tutmak gibi birseydir. Antrenmanin yogunlugu (intensity) su bardaginin agirligi ile iliskilendirilebilir ve antrenmanin suresi, bizim bardagi tutma suremizle. Dolayisiyla, su bardagini hemen yere biraksak kolumuzda bir degisiklik, bir gelisme olmayacak buyuk ihtimalle, daha da guclenmeyecegiz. Ancak cok tutarsak da kolumuza zarar verecek kadar zorlamis olacagiz. Iste antrenmanin kisiyi gelistirdigi bu apex, aslinda bu aradaki zorlandigin ama yorulmayi da (fatique) belli bir derece ile sinirlandirabildigin  `comfortably hard` noktasi.
110
Genellikle cogu kosucuya da en cok faydalı gelen tempo antrenmanı “comfortably hard” diye isimlendirdiğimiz bir tempoda yapılan koşu. Bu tempoyu kosarken zamanla kendin bulacaksın. Bu oyle bir hız ki aslında laktat treshold’unun altındasın, çok tatsız hissetmiyorsun ama bıraksalar kesin daha yavaslarsın. Bu tempoyu bir sekilde koşa koşa bulacağıni dusunuyorum. Teknik bulma yontemleri var ama detaya girmeyecegim. Bulursak, runnig economyye ve VO2maks cok katkısı olacaktır.
En guzel antreman cesitlerinden birisi de progressive running. Yani yavas baslayıp sonlara dogru yavas yavas hızı arttırmak. Yine kademeli, yine sevdiğimiz sekilde.  Hatta en sonda hedefledigin yarıs temposuna kadar cıkmak. Latince `Festina lente`. Yani yavas yavas acele et.  Genelde tempo antremanlarında ve long runlarda uygulanabilir . Bunun hem fiziksel hem zihinsel faydaları var benim gözümde.
Progresssive running ile Güçlü bitirişler seni her zaman bizi daha tatmin olmuş kılacaktır. Bu oyunda da, öylesine geçen bir günde de, sohbette de, sporda da böyle. O yüzden long run’ı bile hafifce hızlanarak bitirsek, steadylerin son kilometresi mümkünse biraz hızlansak, tempo antrenmanlarında da hiç bir düşüş yaşamayacağın tempoyu bulabilsek bize iyi gelecektir. Kime göre? neye göre? sana  göre bana göre. Bizim mükemmelimiz göz hizası….

DCIM101GOPRO

 Muzigim bitti suradan bir tane daha aliyim:

4. Dinlenmeler (Recovery & Tapering)
Yukarıda da biraz söylediğim gibi, antrenman sırasında vücudumuzu belli bir strese maruz bırakıyoruz. Bu stresle kaslar deforme oluyor ve sonrasında beslenme ve antrenman çeşidine göre tekrar form alıyor. Hormonlar (fight or flight hormones) da mutlulugumuz da (running high) sırf bu stresle başa çıkma yüzünden zaten. Ne garip di mi? Stressiz bir hayat, bir eğreltiotunun hayatı mesela, ondan çok mutlu olmasa gerek!?! Stressiz. Ama koala konusunda aynısını düşünmüyorum. Çok özeniyorum bazen. Sarıl kal böyle bütün gün. Okaliptus ye ye kafa da guzel…Neyse konumuza geçiyorum: Bundan dolayı dinlenme, recovery aslında antrenmanın bir parçası. Yani antrenmanı yaptım bitti diye düşünme. Asıl gelişim koşu bittikten sonra dinlenme döneminde özellikle biz uyurken, melotonin salgılanırken, o güzel rüyalarımızı görürken başlıyor. Bundan dolayı dinlenme günlerinde kendini iyi hissediyorsan bile kendini çok yormaman fitlik seviyen için daha iyi. Burada triatletlerin genel bir kuralı var ve bence herşeyi çok güzel özetliyor:
 
“If you want to add more training, get tough day tougher; long run, longer, hardworkout, harder, but rest day, rester….“
Tam dinlenmeden çok ağır antreman yapmanın uzun vadede kaslara çok yıpratıcı ve geri dönülmez hasarlar verdiği durumlarla da karşılaştım. Zamanında yaptıkları overtrainninglerden, sürantremanlardan, bilinçsizlikten dolayı vücudu artık hiç bir kas kütlesi tutmayan, hiç mi hiç düzgün görünmeyen insanlar tanıdım (This is not the case in our case.)
5. Beslenme
Bence bu konuda ben herkesten daha az sey biliyorum ama bir iki ufak tuyo vermekte fayda vart…
Beslenme ve ekzersizin vucut sekline olan etkisi ile ilgili yapilan arastirmalar var. Eskiden beslenme ve egzersiz bizim fitness seviyemizi fifty fifty yani yari yariya etkiliyorlar diye bir gorus vardi. Son zamanlarda yapilan arastirmalar ise aslinda yedigimiz seylerin, vucudumuzun sekillenmesinde ekzersiz ile beraber daha oneminin oldugunu ve bu oranin %70 beslenme-%30 ekzersiz seklinde oldugunu gosteriyor. Burada cinlik yapip ben beslenmeme dikkat ediyim, %70 cepte demeyin sakin. Bunlar hukukta cok soylenen sekliyle `muteselsil sorumlular`. Yani ikisi kolkola gidiyorlar. birbirinden ayirip faydalarini gormek fazla iyimserlik olur.
21
Pratik olarak, antrenmandan hemen sonra ilk 45 dakikada (ki bu fırsat penceresi-opportunity window- diye tanımlanıyor) muz süt, çikolatalı süt, her türlü 50%-%50 karb-protein karışımı depolarını yenilersen daha sonra hem fazla acıkmaz de güne daha kaliteli şekilde devam edebilirsin. Aynı zamanda şanslıyız ki çok sevdiğimiz ve şükürler olsun ki tadına varabildiğimiz yiyecekler muz, cig badem, çiğ kaju ve avokado yağı işe vücudun tekrar yapılanmasında ve yaraların sarılmasında bayağı işe yarıyor.
1 saate kadar olan antrenmanlarda insanlar genellikle bir sey yemeye ihtiyac duyulmuyor. Ancak, 1 saati gecen antrenmanlarda, duzgun toparlanma (recovery) ve cardiac drift dedigimiz artik yorgunluktan kaynaklanan dususu engellemek icin cebe bir seyler atmakta fayda var. Profesyonellere bktigimizda beslenme olayi inanilmaz degisik. Normalde bahsedilen carb loading felan her ne kadar populer gorus olsa da, kahvaltida yumurtalari gomerek ultra-maraton`a cikan bir suru profesyonel var. Dolayisiyla, ben tek bir dogrudan yana degilim bu konuda. Vucudun ve sindirim sistemin neye gore sekillenmisse rutini bozmamakta, farkli seylere cok kaymamakta fayda var. Ama eger beslenmeden sikayetci isen, degiskenleri tek tutarak, sanaa daha iyi gelecek beslenme cesitlerini uygulayabilirsin. Herkes icin dogru olan bir sey var ki yeterli ve dengeli…Biz genellikle yeterli kismini beceriyoruz hatta abartiyoruz ancak protein, karb, yag, mineral, sivi dengesini tutturmak konusunda o kadar basarili degiliz. Dolayisiyla spor yapip da sagliksiz gorunen vucut genellikle dengesiz beslenmenin bir urunu. Beslenme antrenmanlarimiz gibi irade ile kazanilacak bir alisanlik olunca zaten ne zaman raya oturdugunu ne zaman raydan ciktigini hissediyorsun.
Bu arada, ben de doğaldan yana, sakatlansam da hiç ilaç vitamin kullanmayan biriyim ama çok yorgun hissettiğin günlerde bir aspirin dolaşım sistemini hafif hızlandırıp tamiratın hızlanmasında yardımcı olabilir. çocuk aspirini bulursak hem de tadı da güzel, ohhh….Aklında bulunsun sadece.
Yaralara pişiklere sudokrem. Eğer çok yorgun, ağrılı bir yerin varsa Arnica montana. Beslenme dedim kremlerden bahsediyorum. Neyse o da deri yoluyla beslenme sayılır…
 
6. Cross Training (CT)
Long run gününden bir gun once basit, senin kendi istedigin temponda rahat bir kosu ya da fitness, long run icin iyi bir hazırlık olur. Bacakların long run’a çok degil hafif yorgun cıkması biraz istenilen bir durum.
Ozellikle Long Run gunu ve Tempo gunu cok agır Cross training yapmanı tavsiye etmiyoruz. Ya da yapmamanı tavsiye ediyoruz. CT’leri ve yogalari yukarıdaki gibi bos gunlere dagıtacak sekilde kaydırabilirsiniz ya da koşuların ona göre kaydırabilirsiniz. Genel mantığı anladıniz:)
Sonuçta genel olarak haftaya baktığında bu hafta ben programımı %95 yaptım demen önemli.
15873044_1839340452974735_58777617794126145_n
7. Specifity
Running specifity diye bir sey var. Ben de bir yarışa hazırlanırken tanıştım kendisiyle. Yani hazırlanacagın yarıs ne ise ona gore hazırlanıyorsun. Yokuşlu ise yokuş antremanlarını ekliyorsun, deniz seviyesinde ise deniz seviyesine iniyorsun, sıcaksa sıcak saatlerde koşuya çıkıyosun. Böylece her antreman bir prova oluyor ister istemez. Vücudunun maruz kalacağı değişken ve sürpriz sayısını düşürebileceğimiz kadar düşürüyoruz böylece. Bakımdan hedef yarisi düşünerek haftanın bir gününe tempo ya da steady yerine yokus koyabilirsin mesela arasıra. Bu zihinsel olarak da seni hazırlayacaktır.
8. Koşu Formu
 
Kadans, pronasyon, stride, ground contact time, ayakkabı çeşidi vs… Her ne kadar bu konuda herkes bir şeyler söylese de ben burada tek bir doğrunun, basış şeklinin ve tek bir sihirli sayının olduğuna inanmıyorum. Çünkü herkesin vücudu esnekliği, kas ve iskelet sistemi farklı. Bunun örneklerini sergileyen ve hiç koşucu gibi koşmayıp çok güzel dereceler elde eden, sakatlanmadan yaşayan bir sürü insan var zaten. Bu bakımdan bilim bazen sınıfta kalıyor.
Ancak doğru koşu formu diye bir şey var. Vücudunu dik tuttuğun, omuzların geride, göğsün vücudunun ilerisinde ve her adımının hafif dizden kırık şekilde yere bastıgın, göğe dogru uzadıgın koşu şekli bayagı güzel görünen ve koşan adama bakınca aktığını gittiğini hissettiren koşu formu bu. Bu minimum enerji sarfiyatı sağlarken aynı zamanda sakatlık riskini de engelliyor. Form birden mükemmel olacak diye bir şey yok. Vücudun alışkanlıklarını değiştirmek çok zor. Ama en azından ayağını göğsünün tam altında hafif kırık ve daha sık basarak over stride’ı engellersen daha rahat edeceğini göreceksin. Bu dolaylı olarak kadansını da 170’in üzerine çekecektir. Bunu da birden değil, yavas yavas düzeltmek mantıklı. Birden 180’e cıkarmaya calısmayalım yani kadansı eger dusukse. Sen formuna ve adımlarına dikkat et yeter. Vucudun ambale olur yoksa..Ambale ne garip kelime. İlk duydugumda abandone olmuştum. Sonra abandone’yi de ilk kez olduğumu farkedip ambale’ye abandoneyi sordum. Fransızca’dan geçme hikayeler…
9. Sızı, Ağrı, Acı 
Ne kadar istemesek de, biz farkında olmasak da hayatın ve sporun bir kısmında sızı, ağı, acı var. Bunlar birbirinden farklı şeyler ama. Hangisinde yola devam edebileceğini, hangisinde mola verip hangisinde duman gerektiğini sana ben dahil senden başka kimse söyleyemez. Hafif sızılarda aynı antreman tempoma devam ederim ben genelde. Hafif sızı biraz gelişimin göstergesidir çünkü, Ağrı var ise, bir aspirin ile antreman sonrası dinlenmeme ve o bölgeye R.I.C.E. (Rest, Ice; Compression, Elevation)  uygulamaya dikkat ederek iyi olur gibi olurum sanki. Sonra da internete, bilenlere danışıp fizyolojik olarak neler olduğunu anlamaya ve ne yapmama gerektiği öğrenmeye çalışırım. Beraber çalışırız, beraber öğreniriz. Bildiklerimizi paylasmak, bilmediklerimiz sormak, ogrenmek; bu da yolun bir parçası.  Eğer acı var ise hemen o noktada ne yapıyorsam bırakır eve dönerim. Sığınağa döner, agrimla,acimla hoşbeş olurum. Profesyonel destek almayi ve ne sekilde almam gerektigini dusunurum. Sığınakta kimlerin olduğunu biliyosun. Yanında hep olacak olanlar. Bu kötü gibi görünse de mükemmel bir öğrenim süreci olduğunu her zaman kendime hatırlatırım. Normalde saat calisirken kimse icindeki dislilerin nasil calistigina bakmaz. Ama vucudunu, kaslarini, tendonlarini, psikolojinin sinirlarini ancak boyle olumsuz gorunen olaylarda anlayabilirsin. Demek ki fiziksel olarak durmam, zihinsel olarak daha çok büyümem gereken döneme girdiğimi düşünürüm. Ruhumuzu büyütür, çoğaltır, parlatırız…
Bir de ayağındaki gibi yaralanmalar, su toplamaları durumunda onlara bakım yaparken dikkat etmen gereken bir şey o yaraların, koşu formunu, ayağının dogal basışini değiştirip, değiştirmediği.
Eğer değiştirmiyorsa, devam edebilirsin. Eğer değiştiriyorsa, biraz dinlenmen iyi olacaktır.
10. Priority
Last but not the least.
Yoğun bir hayatımız var. Böylesine yoğun bir hayatımız varsa koşmak için en uygun zaman, koşmayı ve programını hiç ertelemediğin her zaman değil mi? Onun için programı mota-mot değil esnek tuttum farkındaysan ama başarı dogru programı hastalık derecesinde iyi uyguluyorum dediğin noktada ve disiplinde gelecektir. Benim de ironman’den öğrendiğim bir alışkanlıktır ki genelde antrenmanların en güzel zamanı işinin, eşinin, arkadaşının, randevunun, görüşmenin, seni bulamadığı bir zamandır. Bu ne zaman?
Bu zaman , o işler daha başlamadan, o insanların ve evrenin senin bşına iş açmak için daha yola çıkmadan uyudukları zaman. Ondan dolayı yaptığı işi ciddiye alan kişiler, genelde herkes uyurken, o işi yapmaya başlamış olurlar. Jordanın gece antrenmanlarını düşün. Bu bence sporda değil, diğer bir çok şey de böyle. .Çok dindar insanların gece ibadetleri vardır mesela. 6. vakit namaz kılarlar. Bir insan olağan dışı saatlerde bir  şeyle ya da bir kişiyle ilgiliyse, uykusuna rağmen gecenin bir yarısında o işle ilgileniyor, o meyili en mükemmel hale getirmeye çalışıp, aklındakileri bütün yorgunluğuna rağmen gönderebiliyor,o mesajına bakabiliyorsa, o şey ve o kişi onun için değerlidir işte… Ertelemez.
Koşuda da böyle. İnsan da böyle işte….
O yüzden
Bir seçim şansın olduğunda,
Aklına bir soru işareti düştüğünde,
Ne hale gelmek ve neyin bir parçası olmak istiyorsan,
Ona atacağın adımı
Sakın ama sakın erteleme.
Biz,
Kozmosun zerreleriyiz ya,
Kaos zaten hep içimizde…
Bizleşik…
Esenlikle
uee


0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir