İz

 

 

Herkes için özel birileri var,
Herkes için özel bir şeyler,
İz bırakan…
Belli belirsiz bir yoldayız,
Bazen köprüdeki tek adam gibi yalnız,
Bazen de orman kadar kalabalık.
Temas ediyoruz.
Gülüyoruz, ağlıyoruz…
Sonra susuyoruz.
Üşüyoruz, ısınıyoruz…
Kendine dönmek için,
Kendimiz olana kadar donuyoruz.
Temas ediyoruz işte…
Ve her temas bir iz bırakıyor.
“Locard prensibi”dir bu:
Her suçlu, olay yerinde ya da mağdurda mutlaka bir iz bırakır.
Kriminoloji  bu lafın üstüne kurulmuş zaten.
Her temas öyle bir iz bırakıyor ki…
Biz bizdeki o bazı izlerin yolundan failini arıyoruz.
Olay yerine hiç zarar vermeden…
İzi bırakıp gidenlere ulaşacak bir yol.
Tekrar nasıl öyle hissedebileceğimizin bir yolunu…
Tam şu andan itibaren bir daha nasıl öyle hissedebiliriz?
Ümidi tükenince insan, artık o izleri sevmez oluyoruz. O anları hiç yaşamamış olmayı yeğliyoruz. Yaşanmışlığın kötü olduğundan değil, o izlere bakıp durduğumuzdan. Daha savaşılacak bir savaşımız olmadığından. Bir daha yaşayamayacak olmaktan korktuğumuzdan. . Korkaklığımızdan.
Silmek için elimize bir bıçak alıp daha derinden kazıyoruz.
İzi silinsin diye kanattığımız daha büyük yaralar oluyor sonra,
Daha büyük suçları bu sefer biz işliyoruz.
Büyüyen izler,
Halbuki ne olurdu kalsaydı öyle,
Aslında hiç bir şeyi silmedik gördün mü?
İz daha da büyüdü sadece.
Olay yerine de zarar verdik
Faili bulunamayacak şimdi belki de,
Ve artık ne kadar da yanlış hissedeceğiz.
Gün ışığında fırtına çıkararak…
Geçmişin sevinci böyle yılgınlığa dönüşüyor işte…
Faili buradaysa hala,
Temas etti dersiniz sadece…
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir