Golun Donma Noktasi

Hava -25 C dereceydi evden cikarken. Havanin evden cikarken -25 C derece oldugunu bilmeyen bir insani dusundum sonra. Bunu fazla onensemeden cikacakti disari. Biz etrafimiza ait verilerin bizim davranislarimizi normalden fazla yonlendirmesine alismisiz. Bakin kitaplara, -10 C `un altinda disarda spor yapmamamizi soyleyen yuzlerce cumle bulabilirsiniz. Buyuk cogunlugu indoor gym ve ekzersiz aletleri sponsorlugunda. Tabi hava ne olursa olsun cik ama uygun giyinmeyi unutma diyen bir suru gorus de outdoor sporlari firmalari tarafindan fisekleniyor. Dolayisiyla ne yaparsaniz yapin, salonda da antrenman yapsaniz, -25 C de de kossaniz, destekci bulabilirsiniz. Yonlendirierek yonelmek de, yonelerek yonlendirilmekte sizin elinizde.

Lakin burada havalar bir suredir soguk. Bir sure kar yagdi. Hatta bir gun firtina seklinde. Gorus alani 5 metreden az oldugu sirada, her taraf bembeyaz zaten ne goreceksin diyerek gozlerimi kapayip, eve dogru bisiklet suruyordum. Gozlerimi kapamamin nedeni firtina da kar tanelerinin gozume gelince acitmasi. Yoksa keyfimizden `au pe be cap` (var misin, yok musun) oynamiyoruz tek basina…
image
Neyse, sonra bir yagmur ile butun karlar temizlendi. Halbuki evin onunu daha yeni kuremistim. Burada evinin onunu ve kaldirimini kuremek yasal bir zorunluluk.Hem yapmazsan cezasi var hem de birisi senin kaldiriminin buzunda duser de ona bir sey olursa, manevi olarak sorumluluk hissetme durumu var. Ben de o pek yok mesela. Cunku benim geldigim yerde boyle bir sey yok. Dikkat etseydi. Ama dava acar buyuk ihtimalle serefsiz. Hos, kar kureme isini yaparken bunlari dusunuyorum. Benim icin zaten bu guzel bir mukavemet antremani. Koyde tirpan kullanmak gibi butun vucudu kullandigin bir `all-body exercise`. Zaten kulagina guzel bir muzigi taktin mi, dunyada yapman gereken butun fiziksel isler otomatikmen biraz kolaylasiyor. Ritmin kaldirma kuvveti diyorum ben buna. Eger kendini cok bos bir is yapiyormus gibi hissediyorsam da hemen depoda guzel bir kac podcast tutuyorum. Beynim baska alemlerde dolasirken, ellerim bir beyaz yuku, diger beyaz tarafa dogru atiyor. Fizige gore bile cok bi is degil bu yaptigim (E=F.x- Kuvvetler ayni dogrultuda degil yer degistirme) . Neyse ki yalniz degilim. Komsular da cikmis benimle beraber evlerinin onundeki karlari kuruyorlar. Bu isin biraz da sosyal yonune bakiyorum. Genelde bu tip isleri insanlar burada yaslari geckin de olsa kendileri yapiyorlar. Dolayisiyla koskoca adam, garajinda ferrarisi var muhtemelen, evin onunde mercedesi, benim gecmem icin kaldirimini kuruyor bana bir taraftan selam verirken. Bu benim icin tam bir kulturel paradoks. Akil boyle seylerde kiyas yapmaya kalktiginda kesin birilerine kiyiyor. Onun icin kiyaslamamaya calisiyorum. Ama zengin-fakir herkesin boyle davranmasi ogretilmis bir duzen saglmakta. Zaten tek ben yapsam boyle bir seyi ne kadar salakca olur diye dusunuyorum. Her taraf dizime kadar kar, ben cikmis kucucuk bir alanda, sadece benim kullanacagim ama cok da kullanmasam da olur dedigim bir yol aciyorum. Hem de kar hal yagarken. Allahtan digerleri de aynisini yapinca bu hareket mantikli hale geliyor. Cunku ben salaksam onlar da salak. Kimse salak olmayi kabul etmeyecegine gore yaptigimiz tek basina mantiksiz olsa bile, sirf beraber yaptigimiz icin, kullandigimiz sessiz bir dille birbirimizin IQ`suna toz kondurmama karari aliyoruz. Bunu en son 2013 stockholm`de Sergels Torg`da yuzlerce kisi ile kendimi  `hoppa `Ganggam style` dansini yaparken farketmistim. Tek basina delirmek bir hastalik iken, topluca delirmek, bir eglence bicimi. Hem birilerini senin yaptigini yaparken gormek, onlarla beraber yapmak, isleri psikolojik olarak  kolaylastiriyor. Yapacagin is ayni olsa da artik yalniz degilsin, hem bak onlar da yapiyor, komsunun cocugu hatta benden iyi kar kuremekteymis, ondan ornek almam gerekirmis. Buna `kollektif gaz sabiti` adini verebiliriz. Beraber verelim ki deli demesinler…
image
Neyse, ilk -25 civari kosu denemesini bu kollektif gaz sabiti tanimini bildigimden tek basina yapmadim. Yoksa deli diyecektiniz biliyorum. Benim gibi delileri buldum, guzel bir parcayi surekli tekrarlamasi suretiyle ayarlayip, ritmin kaldirma kuvvetini de ayarladim ve evden ciktim.
Cat diye evden ciktigim konusunda yaniliyorsunuz. Tabii ki yarim saat giyindim. Altima en kalin donum ile taytimi giydim mesela. Ustum desen, ince ama ulker 9 kat tat gofret biciminde. E ne de olsa senelerin verdigi deneyim,aslinda uzuvlarin felan fazla onemli olmadigini ama govde kismini sicak tutmamizin elzem oldugunu kanitlar gibiydi. Lakin oyle degil di…
Benim Ankara`da da yaptigim bir seydir. Kosu bulusma noktasina bisikletle gitmek…Burada da herhangi bir arac ya da oraya kada 5 K kosmak yerine genellikle bisikletle gidiyorum. Lakin bisikletle bu havada kosuya gitmek, kosu ayakkabisini donma noktasinin altinda kullanmak gibi bir sey. Bisikletten inip yere bastigimda ayagimdan sandalyenin ayagini yere basmisim gibi bir ses geliyor. Biraz ustunde dursam kirilacak. Ben de ustunde durmuyorum. Hayatta ki cogu problem boyle sanirim. Ustunde durursan kesin ya sen birileri kirilacak, ustunde durmazsan kimseye bir sey olmuyor. Donma noktasinda farkediyorum.
Neyse, kosu basladi ve o 9 kat tat kivamindaki elbiseler trunk bolgemi inanilmaz korudu. Ancak, sanki biraz fazka korudu ki, bisiklette normal gelen bu kiyafetler, kosuda delice terlememe yol acti. Evet, disarida hava -25, ama ben icten ice terliyorum. Hal boyle olunca vucudumun tadi tuzu kacmaya basladi. Gercek anlamda terimle beraber butun tuz kiyafetlere gecti. Artik o kadar da 9 kat tatlik bir gorunumum olmadigini farkettim.
Gelelim bel alti sohbete.Altima sadece tek kat giyme karari, insan oglu igne icat etti edeli verilmis en yanlis karar. Beni goren herhangi magara adami bile bence bu kararin yanlis oldugunu magaradan cikarken farkederdi. Iste evden cikarken yalniz olmanin getirdigi ustun avci psikolojisi benimkisi. Neyse, bisiklette ustum iyi iken altim donmustu. Kosarken ustum terledi ama altim iyice dondu. Oyle ki artik hissetmedigimden her hangi bir sogukluk da hissetmiyordum. Valla o durumda ne kadar mesafe kostugunun bir onemi yok. Bence kaslarda laktik asit felan da dondugundan istedigin kadar gidebilirsin bilincsizce. Bacaklara komut gidiyo ve kostugumu goruyorum ama hic bir sey hissetmiyorum kisaca. Bir taraftan ustum titanic filiminde araba gemide icinde sevistikleri araba sahnesindeki kadar yapis yapis…Bir taraftan hararet yaptim, su kaynatiyorum, diger tarafta cam sileceginin antifrizli suyu dondu…Insan`in altli ustlu, altust olmasi boyle bir sey herhalde.
Neyse bizim kosu bitti benim bittigini hissetmedigim bir sekilde. Bu arada kritik konu bisikletin vitesini en kucukte tutup, mumkun oldugu kadar bacaklari hareket ettirmek ve sicak kalmasini saglamak. Ya da donmadan soguk kalmasini diyelim.
Ve eve bisikletle donme merasimi basladi. Eve geldigimde, Ustumde terleyen kiyafetler bisikletin hiziyla birlikte `forced convection`a ugramis ve bildigin buz tutmustu. Bir insanin teri buz tutar mi? Bildigin kati sekilde cikardim uzerimden kiyafeti. O kadar katilasmis ki cikardigim da oyle kendini birakmadi. Vucudumun olculerinde oylece kaldi. Havanin bu kadar soguk olmasina ragmen, bu kadar terlemenin mumkun olmasini dusundum. Disarinin sogugundan korkarak, gereginden fazla giyinmek bunlara yol acmisti. Ve sadece soguk olmasindan daha belki de daha kotu bir sonucla karsilasmistim. Korku boyle bir sey. Korktugumuz seyin kendisinden daha fazla zarar verecek kararlar almamiza neden olabiliyor.
Neyse, tabii ki home sweet home, tabii ki bir kosunun en guzel kismi hemen bittikten sonra ki runners high evresi.
Ben bunlari yasarken, afedersiniz soyunup kendimi dusa attim. Lakin ki o sirada bacaklarimda `frostbite` diye tabir ettikleri soguk isiriklarini gordum. Bir cok canlidan bir cok cesit isiriga alisik olmama ragmen, sogugun bu denli isirmasi biraz garip geldi. Dedim birden abanmadan yavas yavas, ilik suyla yikamak lazim. Bu alisik olmayan goze, isigin azar azar verilmesi gibi bir sey olmali. Bunun icin butun guzel seyler zorluklarla paketlenmis sanirim. Neyse ben bunlari dusunup bacaklarimi ilik suyla cozerken, suyun sicakligini arttirdigimda, suyun giderek soguklastigini hissettim. Sonra, direk musluklari kontrol ettim ama, zaten tek musluk var burada. Onda bir sorun yok, elimi kontrol ettim su inanilmaz sicak, bacagima koyuyorum inanilmaz soguk. Ve ben suyun sicakligini arttirdigimda giderek soguyor. Herhalde bu soguk isirigi benim bacaklarimdaki reseptorlerin fabrika ayarlarini direk degistirmis. Biraz oynayip oynayip guluyorum, Hakkaten alisilagelmedik deneyimler, sanirim fabrika ayarlarimizla oynuyor. Daha once gitmedigimiz bir yer, okumadigimiz bir cumle, tanismadigimiz bir fikir, maruz kalmadigimiz bir soguk, hayat algimizi tamamen degistirebilir. Ve bu her zaman iyi anlamda da olmayabilir. Ancak bunu olmasi, ayni bacaklarimdaki gibi fazla kiyafet giymeyip, fazla korunakli yola cikmayip, reseptorlerin maruz kalmasini istedigimiz seye butun ciplakligiyla maruz kalmasiyla olur. Lakin bence fabrika ayarlari orada bir nedenden dolayi var ve her zaman oynamamak lazim. Bunlari dusunurken bir taraftan oda sicakligina donerken, bir taraftan da artik cift tayt ile yola cikma karari aliyordum…
Artik ilk deneyimin verdigi ogrenmislikle, yola cikma zamani geldi. Ustume bir kat daha ince, altima ise bir kat daha kalin bir seyler aldim. Hava gunlerdir soguk zaten. Kar felan kalmadi yagmurdan sonra, kuredigim butun karlar eridi…Ama buz yagdi bir ara,,,`Freezing drizzle` diye geciyor. Bildigin buz yagiyor ya, yagmur donarak iniyor asagi sanirim. Garip olaylar, bizim gibi bir iklimden gelenlerin burada evlerine kapanmasi icin resmen butun ortam sartlari hazir. Lakin ki oyle degildi…Disarida insanlar hala bisiklete biniyorlar, hala kosuyorlar, hala alisveris yapiyorlar…7 den 70e. Inanmasi zor ama gercek. Toplum delirmis degil, hayir, kollektif gaz sabiti..
Efendim gunlerce havanin soguk gecmesi sebebiyle, artik o etrafinda dolandigimiz goller donmaya basladi. Hatta nehirlerde donmaya basladi. Insanlar artik kosu ayaklabilarin degil kayak takimlarini cantalarina koyup parka gidiyorlar. Parkin yanindan gecerken, golun kenarinda, sazliklarin arasinda cantalar goruyorum. Ayni yazlari sahilde, plajda biraktiklari cantalara benziyor. O zaman denize ve gole yuzmeye giren halk simdi onun uzerinde kaymaya gidip esyalarini burada birakmis. Coluk cocuk herkes golun uzerinde. Golun uzerinde bisiklete binenler bile var. Bu bizde gazetelere cikacak kadar gundem olabilecek bir sey bence. Burada ise gundelik hayatin bir parcasi. Gercekten kulturlerin `technical datasheet`lerinde yazan operasyon ayarlari birbirinden farkli diye dusunuyorum. Belki de bu ayarlarimiz farkli oldugundan baska  bir yer bizim ev dedigimiz.Bu sirada ben bunlari dusunurken birden ayagim kaydi ve cat yerdeyim. Bir cat sesi geldi gercekten ama kemiklerimden degil anladigim kadariyla. kulakligimdan. Cana gelmesin, mala gelsin dedigimiz noktada ritmin kaldirma kuvvetini kaybettigimden zor kalktim dustugum yerden..Neyse, fazla dusunmeden claudel ile bulusmaya dogru yola koyulmam gerek. Zira Claudel bir Kanadali ve bir kanadali bulusmalara =-5dakka toleransi ile gelir. Bu bu kulturun datasheetinde yazan bilgilerden. Ilginctir, saat ne kadar niceliksel olursa olsun, her kulturde farkli algilanmasi gercekten ilginc…Simdiye kadar ki izlenimim turkler -5+20, fransizlar -30+0, hintliler, pakistanlilar +30+60, almanlar +1-1, italyanlar  kuzeyde bizimle ayni, guneyde +5+30, ispanyollar +15+45, isvecliler +-2, brezilyalilar kuzeyde +5+25, guneyde +-10 dakika topleransla bulusmalara geliyorlar. Ama bunlari o insanlarla beraber bir seyler yapmiyorsaniz bunu hic bir zaman ogrenemezsiniz. Bu da orayi burayi gormek icin bize pompalanan seyahatleri, tatil planlarini biraz anlamsiz kiliyor. Yani gercekten bir seyler ogrenmek, biraz daha sofraya oturmanla ya da o buzun uzerinde kic ustu oturmanla ve burada yasayan insanlarin da rutinlerine ortak olmanla icsellestirebilecegin bir davranis.Bunlari deneyimlemeyen bir insan buyuk ihtimalle buraya yazin gelip, bir kac kafe, restoran, turistik yer, bir kac muze gezip, bir kac kere de sahili oturup, aaa what a great city!! what a great people!!! everybody is sooo nice!!! deyip hafif siritarak evlerine donuyorlar. Bence bu Kanada`nin en guzel ihracati zaten. Dunya`ya Kanadali olma imajini cok guzel satiyorlar. Lakin, biraz yerlesik duzene gecmeye basladiginda, bu toplumun problemlerini, kanayan taraflarini, insanlarinin icindeki asil memleket ozlemlerini, kibarlik perdesinin altindaki zorunlulugu ve acimasizligi, gercekten cok seye sahip olmaya calisirken, kendilerinden kaybettikleri onca seyi gorup hayiflaniyorsun. Diyorsun ki lan bu benim yasadigim 5. memleket. Ve burasi da cennet degil. Cennet bence gercekten bir dusunme bicimi, bir bakis acisi ve bir kavrayis modeli…
Bunlari dusunurken Claudel ile parkin belirledigimiz noktasinda bulustuk. Tabii ki gelmis o sogukta beni bekliyordu. Allahtan fazla bekletmedim. dusunmemesini isterim beynimin. -22 derece de kimseyi bekletmek iki taraftan biri icin olumcul olabilir zira. Biz kosuya devam ederken, bir taraftan da kafamda rotayi ciziyorum. Kesinlikle golde kosulacak ama acaba Claudel bundan tirsar mi? diye icimden geciyor. Tam soracagim Claudel yoldaki buza dogru kosup, uzerinde kaymaya basliyor. Bu kismi ilginc, cunku genelde ben yaparim boyle riskli hareketleri.Bir de burasi aslinda tam anlamiyla bir `risk averse society`. Yani gercekten adamlarin gunluk hayatta hicbir risk aldiklarini goremezsiniz. Genelde risk almanin cezasinin, riskin getirdigi odulden fazla olmasindan dolayi toplum boyle evrilmis sanirim. Bir de gercekten hayatlarinda hic risk olmadan yasayabilecekleri ve hayatta kalabilecekleri icin, o risk alma kabiliyetleri fazla gelismemis anladigim kadariyla. Dolayisiyla riskler en aza indirilmis, pencereler biz dusmeyelim seklinde kapatilmis, sistem istesen de hata yapamayacagin sekilde tarif edilmis. Bu bizim tam zittimiz gibi bir sey. Tam bir `low context society`. Herkesin aptal olabilecegi baz alinarak herseyin tek tek tarif edildigi bir ulke burasi. Benim yasadigim sokaktaki tabela sayisi, muhtemelen butun cankayadaki tabela sayisina esittir. Bundan dolayi, burada ev kazalariyla ile ilgili bile cok dava goruluyor. Cunku kullanim klavulzarinin Bilal1e anlatir gibi anlatma zorunlulugu var. Bu butun milleti de biraz bilallestirmis bence. Yani ortalama olarak ne risk alma nede radikal karar verme mekanizmalari gelismemis. Cunku kullanmalarina gerek yok. Yani buzun uzerinde kaymak onlar icin cok sacma olmasi lazim. Ama Claudel kayiyor. Yani benim su ana kadar dusunduklerim yanlis. mi acaba???
Bu ulkede en populer spor Kanada futbolu (Amerikan futbolundan cok az farkli). Cunku buz hokeyi bir din niteliginde. Dolayisiyla, demin soyledigim her sey dogru ama buzun uzerinde hareket etmek kanadalilar icin riskli bir eylem niteligini tasimiyor. Bundan dolayi ne yapiyorsun, dikkat et diye annelik tasladigimda dikkat edersen dusersin, neyin uzerinde hareket ettigini bilirsen dusmezsin. Ben bunun uzerinde buyudum diyor. Evet, Claudel, buz hokeyi macinda ogrendigim kadariyla eski bir buz hokeyi oyuncusu. Kosarken duz cizgi tutturamayip zaman zaman carptigimda neden hic etkilenmedigini simdi daha iyi anliyorum. Taslar yerine oturuyor ve Claudel gole dogru kayiyor.
image
Golun kenarindan yukarida bahsetmistim. Plaj malzemeleri cantalar, gunesli birgun… Sadece hava arti degil -22 derece. Bu sicaklikta artik gole ayaklarinda kayak takimlari ile giriyor insanlar. Gol pasparlak. Ortalikta sandalyeler var. Ilk once anlam veremiyorum. Millet kenardaki banklar yerine, golun ortasinda sandalyeleri ne yapar? Claudel anlatiyor. Kaymayi sandalyeleri surerek ogreniyormus cocuklar. Sandalyeyi onunde, buzun ustunde sure sure, ayak koordinasyonunu sagliyormus ilk once. Bir sey daha ogreniyorum. Demek ki evden sandalye de getircem bir daha ki sefere. Ikea sagolsun. Isvecin dunyaya armagani moduler yuzu..Bana Isvecin armagani ise her sartta spor yapabilme ve her mevzim kosulundan ona uygun bir memnuniyet durumu cikarma gelenegi oldu. Kosmaya bir stockholm sonbaharinda baslamistim zira. Bir gun golun etrafinda kosarken buzun uzerinde dusmustum. Ben cok dustum. Cogunu hatirlamam. Ama bunu hatirliyorum. Cunku o dususte inanilmaz bir sey daha ogrenmistim vucuduma dair. Buzun uzerinde kayip o kadar hizli dusmustum ki, ellerimi koyacak zaman bulamamistim. Yere geriye dogru kapaklandigimda sirtim o kadar hizli yere carpti ki, buzdan catlama sesi gelmisti. Benden bir catlama sesi gelip gelmedigini dusunurken, nefes alamadigmi farketmistim. Sokun etkisiyle akcigerler kendini kapatiyormus megersem. Bunu o kadar yerden dusmeme, o kadar dikise, yaraya ragmen ilk defa orada farketmistim. Kesinlikle nefes alammitim. gozlerim acik, etrafa bakiyor, fazla hareket etmiyor, ama kesinlikle nefes alamiyordum. 40-50 saniye civarinda surdu sanirim. Herhalde dunyanin oksijeni en bol, ahavasi en temiz yerlerinden birinde, atmosfere, bogulacagimi dusunmeye baslamistim. Sonra yavas yavas nefes alabilmeye baslayip. 5 dakka hic bir sey yapmadan sadece nefes alip verdim. Aklima hic bir sey gelmedigini, inanilmaz tertemiz bir berraklikta animsiyorum zihnimi. Sanki fiziksel almede degildi. Ordaydim ama degildim. Kendimi yatarken disardan izliyor gibiydim. Herhalde meditasyonda ya da yoga da surekli dedikleri ve gercekten bana cok sacma gelen nefesine odaklanmayi bir kaza sonucu becerebilmis, yapinca nasil guzel bir his oldugunu anlayabilmistim…
Neyse, burada hayat boyle iste. Hissedilenin -20 lere vardigi sogukluklarda disarda aktiviteler yapmak cogu insana manyakca geliyor biliyorum. Ama bunun tadini almayana bunu ifade etmeye calismak da cok bos geliyor. Surekli odulun pesinde kosmasi ogretilen ve pompalanan bir pavlov toplumuna madalyasiz ve hedefsiz kosmak cok garip ve gereksiz geliyor olabilir. Hele bu sartlarda. Kosmak cogu insan icin bir mesafe ve hiz meselesi iken, benim icin daha cok bir kavrayis meselesi artik. Sicagi, sogugu, hizliyi, yavasi, yuksekligi, yokusu, zoru, basiti nasil algilayip, nasil tepki verdigimi kosarak gozlemlemeyi seviyorum ben. Basit bir sekilde norokimyasallari da tetikleyip, vucudu bir nevi hack`leyerek bundan hosnut hissettirmesi de yanina kar kaliyor. Evet, Biyolojik olarak kosu tam bir `hacking` mekanizmasi.
15935192_10158334965215001_2134954518_o
Gecen sene izmir’de duzenlenen wings for life yarisinda 30-35 C derece gibi bir sicaklikta 25 km kosmustum, simdi daha bir sen olmadan -20.-25 C sicaklikta bu mesafeleri kosuyorum. Insan bedeninin sinirlari ve adaptasyon gucu, bizim genel olarak farkettigimizden daha farkli bir yerde sanirim. Ve bu bir sinirdan ziyade icinde hareket ettigimiz bir kumas parcasi gibi. Dokusu hem sicaklik, mevsim, ruzgar, hava durumu, buz,sakatlik, trail, track gibi gozle gorunen elle tutulan fiziksel sartlardan, hem de psikolojik durum, o anlik hissiyatimiz, kosu arkadaslari, etraftaki insanlarin davranisi, baskisi, motivasyonu gibi aslinda gozle gorunmeyen ve elle tutulmayan ipliklerden olusuyor. Buna gore bir her aktivitemizde bu dokunun uzerinde uzay-zaman boslugunda gezegenlerin hareket ettigi gibi hareket ediyoruz. Eger biraz kendi limitlerimize geldigimizi dusundugumuz noktada kumasta izler-egrilikler olusturuyor oraya gidebilecegimizi gosteren bir nevi iz birakiyoruz. Sanki gravistasyonel cekim kuvveti bir sey bu. Eger bu isi hafife alirsak da zaten kumasin uzerinde oylece iz birakmadan suzuluyoruz. Degisen sartlarda bu dokuyu gozlemlemek guzel. Dolayisiyla yeterli ve dengeli beslenmek gibi, yeterli ve dengeli giyindigimiz surece, cok da sey yapmamak lazim bu konuda. Bana bundan dolayi paceler, hizlar, kadanslar, saatler, mileagelar, intensityler, zonelar, exertion rateler cok anlamli gelmiyor bir suredir. Onun icin biraz soylenenlere degil de daha cok nasil hissettigimize, aslinda biraz genlerimize ve topraga islenmis o eski bilgiye ve de son olarak daha  `gut feeling` dedikleri o icimize dogan sezgilere guvenmenin daha tercih edilir oldugunu dusunuyorum. Zira bilimi birakin da demiyorum. `Kendibilim` bunun adi.
Esenlikle
uee
1 cevap
  1. anıl
    anıl says:

    ‘Baska bir dunya her zaman mumkun’ diyorsun ya bu yazıyı bu müzikle okurken bambaşka bir dünyam oldu, yaşamadım ama hissettim, acı çekerken de huzurlu olabiliyor insan, şükredebiliyor, yani ben olabiliyorum 🙂

    ellerine sağlık
    sevgiler

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir