Genler, kokler ve kulturler

Uzun zamandir genlerle ilgili calismalari takip ediyorum.

 Bunlardan bazilari Human Genome, Gilgamis, Epigenetik ve Genografik projeleri…
Bir taraftan da hem ulkedeki gelismeleri takip ediyor, hem de Ibni Haldun`un Mukaddimesini okuyorum.
Burada not almak istedigim bazi ilginc bazi bulgularim oldu. Ama once guzel bir muzik girelim:
Mesela Genetik konusunu ilk inceleyen Aristo. Insanda bir bilginin sakli oldugunu ve bunun sonraki nesillere aktarildigini ilk o soyluyor. Ve bazi bilgilerin gorunmedigini, bazi bilgilerin ise sonraki nesiller boyunca aktarildigini belirtiyor. Sonra Mendel, hepimizin bildigi bezelye deneylerini yapiyor. Benim hosuma giden kisim, mendel gibi butun sinavlardan kalan, gercekten cok vasat, tamamen tanriya inanan,  manastirda yasayan bir kesisin, boyle seyleri dusunmesi ve bu konuda bu kadar sorgulayici olmasi.
Ilginctir Ibni Haldun, Mukaddimesinde, daha baslamadan toplumsal olaylarin sadece, tarihsel olaylarla aciklanamayacagini, bunun yetersiz oldugunu dusunerek `umran` bilimini ortaya atiyor. Olaylari daha derinlemesine, ve birbirleriyle iliski kurarak ele almanin gerekliligine inaniyor. Bu bilim bir kac yuzyil sonra sosyolojinin temelini olusturuyor.
image
Su anda bir insanin tam metin, kuse kagida, kapakli, ciltli gen haritasini cikarabiliyoruz. Tam 262 000 sayfa. Yani neredeyse 66 ciltlik bir meydan Larousse serisi. Ilkinin yapilmasi tam 3 milyar dolara mal olmus. Simdi ise bir kac bin dolara en azindan aktif genlerinizin haritasina sahip olabiliyorsunuz. Bir kac yuz dolar daha verirseniz, alt setler de sizin olabilir. Bu teknoloji su anda ticari olarak mevcut ise de kullanilabilirligi kisitli. Neden? Cunku okumasini daha tam bilmiyoruz. Şu anda en yaygın kullanımı atalarımızın hangi coğrafyaya ait olduğunu anlamaktan ibaret. Soy ağacında genetik olarak hangi insanlarla ilişkili olduğumuzu kolaylıkla bu yolla öğrenebiliyoruz. Bu kulağa hoş gelse de bilimsel açıdan genlerle öğrenelebilecekler arasında en sığ ve en basit çıkarım. Ancak yolun daha çok başındayız.
Bu kitap tamami ile 4 harften olusuyor. 4 Temel Baz. A-C-T-G…Bu dort harfin farkli sekilde dizilmesi bizim biyolojik olarak kalitsal mirasimizi, hastaliklarimizi, yeteneklerimizi, gozumuzun renginden, boyumuza ne civarda olacagina kadar; hatta cogu aliskanligimiza kadar hayattaki ihtimallerimizi belirliyor. Ve 50 senedir uzerinde calisilan bu kitabi dah yeni elimize gecti. Yani %80 oraninda sari sacli olacagimizdan tutun, %20 oraninda 30 yaslarda kalitsal bir hastalikla karsilasma ihtimalimiz bu kitapta yaziyor. En azindan biz yazdigini umuyoruz.
Neden umuyoruz diyorum cunku bu kitabi okumayi daha yeni ogreniyoruz. Simdiye kadar bildigimiz su: Bu baz ciftleri bir araya gelip anlamli kelimeleri yani genleri olusturuyor. Ve genlerde belli biyolojik ve fizyolojik fonksiyonlari yerine getiriyor. Temsil de ediyor. Genel kural olarak, bir gen grubunun birden fazla islevi olabilir, ya da bir islev birden fazla gen grubuna da dahil olabilir. Mesela boyumuzla ilgili 7-8 tane gen tesbit edilmis. Burnumuzun seklini 4 adet gen belirliyor.
Dedigim gibi su anda okumasini yeni yeni ogrenmeye basladigimiz bu kitabi, bir taraftan da degistirme calismalari var. Peki bu mumkun mu? Mumkun ise hangi yollarla bunu yapabiliriz bunun calismalarini yapiyoruz. CRISPR bunlardan bir tanesi. Bir cift makas gibi geni sarmalindan koparip, basitce yerine istedigimiz bir gen zinciri koymaya yariyor. Genler gecirdikleri mutasyonlarla surekli birbirini degistiren seyler. Bir taraftan ne olduklarini ogrenmeye, bir taraftan onlari degistirmeye calisirken; diger taraftan da bunu nasil yaptiklarini anlamaya calisiyoruz. Bu etik olarak cok tartisilan bir konu. Bunu yaparken hem ne yapmamiz gerektigine dair yeni kurallar koyan (prescriptive), hem de ne olabilecegine dair tahmin eden (predictive) taraf olarak pek emin adimlarla olmasa da ilerliyoruz.
image
Bir taraftan nasil yaratildigimizi anlamaya calisip, yazilmis kitabi, anladigimiz bir dilde okumaya calisirken, bir taraftan da onu degistirip resmen Tanri rolune soyunuyoruz. Ozellikle gogus kanseri gibi, hungtington gibi, sistik fibriosis gibi kalitimsal hastaliklarin olma ihtimalini bu mudahelerle dusurecegimizden emin gibiyiz.
Ben hep kendime su soruyu sorarim eskiden beri; Genlerimiz, DNA`mizda yazanlar, kalitimsal mirasimiz hayatimizda bizi ne kadar etkiliyor? Bu kitap, hayatta cizecegimiz yolu gosteren bir kullanim kilavuzu mu? Yoksa, icinde sadece malzemelerin yer aldigi ama yemegi nasil pisirecegimiz hakkinda bize bir bilgi ya da yaptirimda bulunmayan bir yemek kitabi mi?
Ben her zaman ikinci tarafta oldum. Bu konuda Noah Sapiens kitabinda aslinda kafamdakileri cok guzel ozetlemis:
Genler, aslinda oyun alaninin sanki fiziksel ozelliklerini, boyutunu, sahada kac tane kale oldugunu, yani sinirlarini ciziyor, Biz ise herseyin genlerden geldigini kabul ederek, aslinda maci ve oyunun nasil gittigini degil, surekli stadyumun ozelliklerini bize anlatan ama oyun hakkinda hic bir sey soylemeyen bir spikere donusuyoruz. Dolayisi ile genler, potansiyel sinirlarimizi cizerken, bize oyunu anlatan bir spikere ihtiyacimiz var: Toplumun genleri
Nitekim tarihte boyle yanlislar defalarca yapildi. Nazi Almanyasi, KuKluxKlanlar, Slavirk saflastirma calistirmalari…Birkac geni farkli oldugu icin kendini diger irklardan daha ustun sayan uceniksler, ya da birkac geni farkli oldugu icin toplumdan uzaklastirilan disceniksler tarih sayfalarini yeterince kan kirmizisina boyadilar.
Oysa ki su an elimizdeki veriler, bizim gecmiste konuyu ne kadar yanlis anladigimizi gosteriyor. Gen haritamiza baktigimizda, yukarida bahsettigim 262 000 sayfalik kitabin sadece 500 sayfasi `bana` dair. Diger bir deyisle toplam 3 milyar A-T-C-G dizisinin sadece yaklasik 5 milyonu beni ben, seni sen yapan genlerden olusuyor. Yani basit bir matematik hesabiyla, Afro-amerikanindan, Nazi Almanina, Iskandivanindan Turkune, Hristiyanindan Alevisine, Kurdunden, Japonuna, budistinden, hipsterina aramizdaki fark genetik olarak sadece yuzde 0.16 civarinda. Yani geri kalan yuzde 99,84`umuz ise genetik olarak tamamen ortak ve ayni insana dair.
Peki bu kadar benzer iken, neden bu kadar farkliyiz? Neden bu kadar farkli hissediyoruz? Neden bazilarina digerleri diyoruz? Neden biz kavrami %99,84 benzerligini paylastigimiz butun insanligi kapsamiyor.
Bunu anlamak icin insanin genetik koduna ve evrimine baktigimiz gibi toplumun da genetik koduna ve nasil evrildigine bakmamiz gerektigini dusunuyorum. Ilginc bir sekilde bizim biyoloji ve genetik alaninda dagarcigimiz genisledikce, sanilanin aksine toplumu ve onu etkileyen seyleri sadece bu aletlerle aciklama ihtimalimiz azaliyor. Insanin biyolojik genlerine dogru kesfimiz ve bu asiri ortakliklari gormemiz, farki yaratan oyunun sahada nasil oynandigini anlatmamizi, toplumun genlerine dogru yazdiklarimizi daha da onemli hale getiriyor.
Dahasi genlerimizin cevremize soyleyecekleri kadar, cevremizin de genetik kodumuza ekleyecekleri olabildigini goruyoruz…
Lafi uzatmadan toplumun genleri ile insanin genleri arasindaki ilginc gelen seyleri siralamak istiyorum:
Su anda en basit bilimsel aciklamasi ile gen bizim, bolunemez en basit islevi yerine getiren, anlamli yapitaslarina verdigimiz ad. Toplumda bunun karsiligi degerlerimiz. Bu geleneklerimizi, goreneklerimizi, inanislarimizi, bayramlarimizi, festivallerimizi, vatanimizi, insana bakis acimizi, hayata bakis acimizi, rutinlerimizi, rituellerimizi kapsiyor. Bu genler ,yani degerler, biraraya gelerek toplumun genomunu yani Kulturunu olusturuyorlar.
Kultur, ayni insanin genetik yapisi gibi, bir anda ortaya cikmayan, binlerce yillik degisimin, donusumun bir sonucu olan ve halen modifikasyon ya da mutasyon gecirebilen bir yapi. Dolayisiyla, kultur dedigimiz zaman hem kokleri derinlerde olan hem de cesitli durumlarda ve sekillerde degisebilen bir olgudan soz ediyoruz.
Insan genlerinde su anda disaridan iki sekilde degisiklik yapmak mumkun. Bir tanesi fetus evresinde, birey daha dogmadan yapilan bir degisiklik. Bu diger jenerasyonlara otomatik olarak geciyor. Bir tanesi de birey olarak tek tek, kan hucresini degistirerek yapilabilecek bir degisim. Burada ise yapilan degisiklik kalici olmayip diger jenerasyonlara gecmiyor. Toplumun fetus evresi ise ilk olusma asamasi ve ozellikleri toplumu olusturan bireylerin ilk degerlerinin dogum evresi olan egitim. Dolayisiyla, kahvehane tartismalarininda, meclis konusmalarininda, akademik toplantilarinda her seyin basi egitim diye sonuclanmasi bu yuzden. Egitim de meydana gelen degisikler, degerleri degistirebiliyor. Ve bunlar, ayni biyolojik degisimler gibi kalici hale geliyor. Diger degisimleri, biraz kisinin kendi iradesi ya da cevresel baskiyla farkli bir ortama girmesi olarak yorumluyorum. Bu kiside bir degisiklik meydana getirebilir ama nesilden nesile aktarilmasi cok zor ya da ancak surekli tekrarlanan bir egitim faaliyeti ile olur.
Ilginc bir nokta da, kalitim tabanli hastaliklarin genetik kodlari uzerine: Mesela gogus kanseri riskini arttiran genetik kod, farkli yerlerde iki defa bulunursa o kisinin gogus kanseri olma riski %80 oraninda artiyor. Ancak, bu kod tekrar edilmezse, yani sadece bir defa bulunursa,-ki genelde saglikli insanda boyle- bildigimiz kadariyla boyle bir hastalik riski tasimiyor. Hatta ve hatta, eski ve kalitimsal olan bir hastaligin domine edilmesini sagliyor. Yani hastalik yapan genin belirli bir yerde, belirli bir sayida bulunmasi; baska bir hastaligin tedavisi yapisal bir tedavisi oluyor. Bu mukemmel bir bulus.
Metaforumuza donersek, toplumdaki degerlerin, olmasi gerekenden farkli yerlerde tekrar tekrar ortaya cikmalari, bizde de toplumsal bazi hastaliklara yol aciyor. Aslinda bunlarin hepsi `kendi icinde` onemli degerler. Saygi duyulmasi gereken kavramlar. Turkluk, Muslumanlik, Yahudilik. Ermenilik, Kurtluk,Ateistlik, Alevilik, Sunnilik, Siilik, Milliyetcilik, Liberallik…. Hepsi kendi icinde belli degerleri barindiran, hepimizin bazilarini kabul edip, bazilarini benimsemedigi toplumsal kodlar. Bu kodlarin olmamasi gereken yerlerde tekrar tekrar onumuze sunulmasi asil hastaligimiza neden olan. Bu kodlarin herhangi birinin; insani degerlerde, temel haklarda, egitimde, saglikta, guvenlikte, hizmette one cikmasi ya da arka plana atilmasi ayni gogus kanseri riskini tasiyan gen ciftinin genetik yapimizda tekrar edilmesi gibi, toplumsal hastalik ihtimalimizi arttiriyor. Surekli tekrarlanan, artik duymaktan biktigimiz, Turk, Kurt, Alevi kavgalari, Mezhep catismalari, Milliyetcilik satasmalari bunun bir gostergesi.
Esasinda, toplumsal olarak da insanda oldugu gibi %99.84`umuzun ayni oldugunu dusunmek, aslinda temel ihtiyaclarimizin nasil da ayni oldugunu gormek hic de zor degil. Barinma, guvenlik, yemek, sosyal birliktelik, kendini gerceklestirme… Bunlarin cesitleri farkli olsa da basliklar ayni…Hatta bizim hala burada da topluma dair sikintilarimiz var. Evsizlerimiz, aclarimiz, okula gidemeyenlerimiz var. Bunlar hala sifirlayamadigimiz kalitsal ve toplumsal hastaliklar.
Processed with Snapseed.

Processed with Snapseed.

Biz bunlarla ugrasmak yerine, toplumsal olarak bizi digerlerinden birazcik farkli kilan %0.16`lik degerleri yuceltiyoruz. Bunlari %99,84 luk dilimden daha ustte gorerek, zamanimizi ve tarih sayfalarini birbirimizle catisarak dolduruyoruz. Cunku %99`luk ortak bir insan paydasina bulusamiyoruz. Degerler catistikca gecirdigimiz mutasyonlar, kesin birilerinin ve bazi degerlerin yara almasina neden oluyor.
Genlerin degisimi Darwinian teoriye gore iki sekilde gerceklestiriliyor: Dogal secilim ve Cinsel secilim. Dogal secilim, cevrenin stresine gore organizmanin uyumlu bireylerinin hayatta kalmasini sagliyor. Kulturlerde de, buna paralel sekilde, o toplumun ve cevrenin baskisi icinde, o toplumda yasayabilen, yasamasi tesvik edilen degerler ve bireyler hayatta kaliyor. O deger ya da o birey; o kulture uyum sagliyorsa entegrasyonda problem cikmiyor.
Bunun en bariz ornegi; su anda butun Dunyanin uzerinde genel olarak anlastigi tek kultur olan kapitalizm.. Kapitalizme aykiri, onun matematigine aykiri olusumlar varliklarini yavas yavas yitirirken, ona uyum saglayan degerler, bu kulturun icinde yasamaya devam ediyor. Kapitalizme alternatif olarak cikmaya calisan bazi olusumlarda, sistemin icine alinarak, ayni sistemin icinde bir disliyi temsil etmesi saglaniyor. (Non-profit organizations, charities etc.) Bilim-teknoloji ve ozgurlukler ile kapitalizm altin cagini yasiyor. Cunku insanlik olarak hepimizin inandigi ortak bir tanri, ortak bir peygamber, ortak bir ideoloji olmasa da, hepimizin ortak olarak inandigi belki de tek arac var: Para.
Cinsel secilim ise, bir turun varligini devam ettirebilmesi icin, esini bastan cikararak uremesine bagli bir kavram. Hayatta kalmaya bagli degil. Dolayisiyla, kendi degerlerimizi, diger insanlara empoze etme calismasi, muslumanlarin irsad ve teblig adi altinda, hristiyanlarin misyoner faliyetler adi altinda yaptiklari,  aslinda ureyerek varligini devam ettirme cabasindan baska bir sey degil. Cinsel secilim anlatilirken genelde tavus kusu ornegi verilir. Tavus kusu, esi tarafindan secilmek ugruna kendi gosterisine agirlik veren, hayvanlar aleminde de cok fiyakali bir tur. Ancak tavus kusu, bu cekiciligi saglamak icin, ucmak gibi bazi fonksyonlarindan vazgeciyor. Yani degerler de genislemek istiyor, yayilmak istiyor, genler gibi kendini kopyalamak istiyor. Bunun icin bazilari kendi fonksiyonlarini yitirecek sekilde bir degisime bile giriyorlar. Farkli olarak bunu yaparken bizim gibi sadece sevismiyorlar, savasiyorlar da…Bazen de diger degerlere tecavuz ediyorlar.

Darwine gore eger herhangi hayvanın dişi ve erkeği ortak genel alışkanlıklara sahipse yani ancak yapı, renk veya desenleri açısından farklılıklar gösteriyorsa, bu tip farklılıklara genel anlamda cinsel seçilim neden olmuş olur. Bu kavram bence dinleri, dinlerin icerisinde de mezheplerin ortaya cikisini cok guzel acikliyor.

Cevresel stres, Darwine gore bir turun adaptasyonunu sekillendirerek, onda buyuk ve kalitimsal degisiklere yol acabilir. Bizim de toplumumuzun icinde bulundugu calkantili durum, komsularimizin kendine yetemeyen hengameli durumu, yasanilan darbeler, girisimler, gecirdigimiz savaslar, genlerimizi ve degerlerimizi geri donulmez sekilde degistiriyor. Bu su anda bizim en cok maruz kaldigimiz tehlike. Toplum olarak genlerimiz degisiyor. Ve ayni gen degisimi gibi, bundan yeni hastaliklar, yeni mutasyonlar, beklenmedik yeni calkantilar ortaya cikiyor. Oyle ki birisine senin degerlerin nedir diye sorsak, bunun cevabini veremeyecek bir calkantinin icindeyiz.

image

Tam da burada Darwin`den bahsetmisken Lamarck`tan bahsetmemek olmaz. Lamarck’a gore, cevresel sartlar, bireylere bir takim ozellikler kazandirirken, bunlar turun diger bireylerine de aktarilabilir. Bunun icin o ozelliklerin, tekrar tekrar kullanilir olmasi ya da bireyde sok etkisi yaratacak kadar buyuk bir degisiklik olmasi gerekir. Bu her ne kadar biyolojide simdiye kadar fazla kabul edilmese de, son zamanlarda yapilan epigenetik arastirmalarin bir kismi ve noroplastisite calismalaeri bunun bir derece dogru oldugunu gosteriyor. Dolayisiyla, surekli yaptigimiz davranislarimiz genlerimize, surekli pratik yapip tekrarlardigimiz degerlerimiz kulturumuze isliyor. Ayni sekilde pratikerini yapmagimiz davranislar, rutinler, ritueller de giderek kayboluyor(Use it or lose it).  Belki bu yuzden bayramlarimizi var, bunun icin hepimiz 10 kasim da saat 9u 5 gece saygi durusuna geciyoruz. Lamarck bizim insan olarak bu kadar hizli evrilmemizi, bu davranislari birbirimizden ogrenerek, imite ederek, kopyalarak ogrenmemize bagliyor. Ve eger kopyalamasaydik. Darwinian yontemlerle bu kadar hizli degisim geciremezdik diye ekliyor. Dolayisiyla, kulturlerde de, tesvik edilen degerler, cevresel sartlara uyumlu olan kavramlar, bireylerin birbirlerini de kopya etmesi ile yayilip. gelecege aktariliyor. Kapitalist sisteme uyum saglayan liberal ve ozgurlukcu anlayis, anglo-sakson ve yahudi calisma prensipleri ya da soguk ulkelerdeki iklim kosulllarina uyum saglamak icin gelistirdikleri kollektif bilincin gunumuz ekonomik sisteminde cok basarili olup, diger toplumlar tarafindan bu degerlerin kopya edilmesi buna ornek olarak gosterilebilir (Fake it till you make it).
image
Biraz bahsettim. Ben toplum olarak, bizim su anki problemlerimizi temelde bu deger cakismalarina bagliyorum. Buyutuldugumuz, yetistirildigimiz degerlerle, su an toplumda tesvik edilen, el ustunde tutulan, yonetilmek istenen degerler birbirlerinden hem farkli, hem de bazilari birbirleri ile cakisiyor. Biz Ataturk ile buyuduk. Bize gore bu toplumun en sabit degerlerinden birisi, Cumhuriyet ve onun kurdugu ilkelerdi. Sonra birileri geldi, bir seyler oldu, bu degeri hem okullarda, hem de normal yasanti da yerinden oynatmaya calistilar. Bayramlari iptal ettiler, isimleri agzina almadilar, yaptiklarini kotulediler. Toplum olarak en ustte koydugumuz degerlerden birini rafindan indirmeye calistilar. Biz sari zeybek izleyerek buyuduk. Sari Zeybek belgeselini yapan adami vatan haini ilan ettiler. Isin dogrusunu ya da yanlisini polemige girerek tartismaya acmiyorum. Genlerimiz ve degerlerimiz degisti, bu kulturumuzde hastalik ihtimalini arttirdi.
Sonra buyurken yanimda, apartmanda Alevi, Kurt, Yahudi bir suru arkadasim vardi. Yillarca beraber oynadim. Hala en yakin arkadaslarim. Ben onlarin evine gittigimde evdeki bir kac tablodan ya da esyadan onlarin Alevi, Kurt, Yahudi olduklarini farketmistim. Bizim icin bunun hayatimiz boyunca bir farki hic olmadi. Ancak biz simdi olmamasi gereken yerlerde bu degerleri o kadar cok tekrarladik ki, sanki sunnilik, alevilik, ya da herhangi bir dine inanmak; bizim asil ve daha ust raflarda yer alan insan olma, beraber yasama, kollektif bilinc degerlerinin onune gecti. Genlerimiz yin
e yer degistirdi. Toplumun hastalik ihtimali artti.
Sonra kucukken bize cok calis basarili olursun dediler. Kucuklukten beri iyi calistim. Hep iyi yerlerde okudum. Cok calisirsam karsiligini alacagima inandim. Sistemin bunu tesvik etmesi gerekiyordu, cunku beni bu sekilde yetistirmisti. Fenliseleri, universiteler, en iyi okullar, birincilikler…Sonra calismaya baslayinca cevremde gecerli akcenin o kadar da calismak olmadigin gordum. Aslinda calismadan cok, ne kadar genis bir cevrenin oldugunun, dogru adamlari tanimanin. lobilicilik yaparak istedikleri yerlere ulasmanin gecerli akce oldugunu gorunce degerler bir daha cakisti. Artik, calisarak alin teri ile ailesinin gecindiren bir kisinin karsi komsusu, calismadan siyasi olarak birilerini tanidigi icin bir yerlere getirilen ve bir suru paralar kazanan insanlar oldu. Sonra onlar komsu bile olmadilar zaten.
Babadan zenginligi olanlar, bizim binbir mesakkatle yillarca planladigimiz seyleri, aninda gozumuzun onunde yapar oldular. Sevdigimiz esyalari, sevdigimiz maceralari hatta sevdigimiz kisileri bile bizden aldilar. Biz de ise calismak guzeldi. Bir isin varsa iyiydi. Iyi bir isin varsa cok iyiydi. Ben bunlari dusundukce degerlerim ayni genlerim gibi degisti: Bok iyiydi…
Sonra biz asker millettik. Hepimiz askere giderdik. Bu, toplumun cocuklari olarak gururlandigimiz bir seydi. Ne olursa olsun, asker var sonucta, bir sey olmaz derdik. Once generaller hapisanelere alindi, sonra onlari hapiseneye atanlar hapise atildi, sonra askerin bir kismi, kendi ulkesinde insanlara ates acti. Hakli ya da haksiz, dayak yiyen, oldurulen, askerleri gorduk. Degerler yine cevresel sartlarla mutasyona ugradi.
Ben hicbir zaman kendimi Ortadogu`lu gibi hissetmedim. Cunku Ortadogu`daki gibi yetistirilmedim. Batili tarzda egitim veren okullara gidip, bilim-fen ogrendik. Yasama sekli itibariyle de sekuler yasamimizin Avrupa`daki arkadaslardan bir fark yoktu. Farklar cok mimariydi. Bizim camilerimiz ve ezanimiz, onlarin canlari ve kiliseleri gibi. Ama ayni sofrada, ayni muhabbeti yapiyorduk. Muslumandik ama bunun okullarda propagandasini hic yapmadik. Biz mezun olduk, fen liseleri bile imam hatip oldu. Inanislar, ve mezhepler egitim seviyesinin onune gecmeye basladi. Celiskiler yasadik.
Kulturun genoma benzeyen bir ozelligi de ayni 262000 sayfadaki yazilar gibi, degerlerde de hic bos sayfanin olmamasi. Toplumun da bos sayfasi yok. Toplum degisen degerlerinin yerine hastalikli da olsa, celisik de olsa, tekrar da olsa, ise yaramaz da olsa hemen baska degerler koyuyor.
Ustune ustluk Ayni Lamarckian evrimi gibi toplumun evrimi de nereye bakarsa, nereye dogru yonelirse o sekilde gerceklesiyor. Dolayisiyla, kultur olarak kendimizi nereye cevirirsek, kiminle yemege gider, hangi ulkeyle alisveris yapmaya karar verirsek, biz birbirimizden etkileniyoruz. Tam aksi tarafa dogru yon degisince de catisma yaziyoruz.
O yuzden bilim insanin yuceltilmedigi yerde islam alimi; calismanin ve liyakatin tesvik edilmedigi yerde nepotizm; Turkiye degerinin ust siralarda olmadigi yerlerde mezhepcilik, Turkluk, Ermenilik, Kurtluk; Askerin ve Ataturkun eski degerini gormedigi yerde neo-osmanlicik turemeye basliyor.
Bunlarin cogu da ayni genlere disardan mudahele etmek gibi tehlikeli, toplumun yapisini bozacak seyler. Nasil genlerle oynayarak daha iyi bir insan turu ortaya cikarmak su an icin cok mumkun degilse de, toplumun genleri ile bu sekilde yapay yollardan oynayarak daha iyi bir ulke olacagimizi zannetmiyorum.
image
Lakin sunu da belirtmek gerek, eger biz, sadece bu degerlerde buyutulmeyip, sonrasinda boylesine buyuk bir degisim yasamasaydik bundan hic sikayetci olmayabilirdik.Bize demokrasinin, liberalizmin ve Cumhuriyetin iyi seyler oldugu, mevcut sistemlerin arasinda en iyisi oldugu ogretildi. Nedenleri aciklandi. Onun icin teokratik bir yonetime karsi ciktik. Saltanati o kadar sevmedik. Iste ayni degerlerle buyumemis, ve simdiki deger sisteminin icinden yetismis bireyler buna bu yuzden cok kolay adapte oluyorlar. Biat edebiliyorlar. . Ve hayatlari da bir o kadar huzurlu. Hem de insanlarin oluyor olmasina ragmen. Biz ise biat kulturunden gelmedik. Kendi sevdiklerimizi bile argumanlarindan dolayi elestiren sistemin urunuyduk. Bu celiski, toplumun hastalik ihtimalini giderek arttirdi.
Eskiden bir sehit haberi oldugunda, en azindan insanlar ortak tepki gosterirdiler. Simdi sehit tepkisi bile kutuplasmis durumda. Tepkilerin renkleri, partileri, mezhepleri var. Dahasi eskiden kutsal olarak kabul ettigimiz bazi degerlerin, insanlar kutsal olmadigini dusunmeye basladi. Insanlarin agizlarindan cikmamasi gereken sozler, ayrimci soylemler, ayni gogus kanserinin genleri agizlardan cikiyor. Bu hastalik ihtimalini arttiriyor.
Ortak dusman bizi birbirimize kenetlerdi. Ayni yabanci maddelere karsi protein kilifin katilimsal veriyi koruyup bir arada tutmasi gibi. Ona karsi kollektif bir bilinc olustururduk. Bu dusman, yillarca Yunanistan oldu mesela. Kardak kriziydi. Simdi, bakiyorum da ne kadar da saf ve temiz bir dusmanlikmis. Simdi kimin ne oldugunu, dusmanin kendi icimizde mi yoksa cevremizde mi oldugunu ayiramaz olduk. O kadar dezenformasyon, o kadar carpitilmis haber var ki neye, kime guvenecegimizi, dostumuzu, dusmanimizi karistirdik. Bu mutasyon ihtimalimizi arttirdi.
Nitekim, genleri surekli degisen ve degistirilmeye calisilan insan nasil garip ve daha once gorulmeyen hastaliklar gosterip, hatta insanliktan cikarsa, biz de kultur olarak, bu ortak degerler kavramindan cok uzaklastik. Uzaklastikca da yeni deger catismalarinin hastaliklari ile ugrasiyoruz. Uzaklastikca bazi ortak degerler yerine, kucuk cevremizin alt raflarda olmasi gereken degerlerini koyup catismalara yol aciyoruz.
Insani degerlerin bulundugu genleri, hukuk sistemine olan guvenin yerine kendi mezhebimizin, kendi savasimizin genlerini koyup insanlari bile oldurebiliyoruz.
Darwin`e gore bu derece hastalanmis bir toplum, kendi varligini, ortam sartlarina uyum saglayamadigi ve/veya yeterince ureyemedigi surece devam ettiremez. Dolayisiyla ya ortamini degistirip artik bir ortadogu ulkesi cevresi icinde, cehresini degistirecek ya da tekrar yapisal bir sekilde adapte olup gerekli degisiklikleri yapacak. Belki varliginin devami icin, onu sececek ve isbirligi yapacak Arap, Katar, Rus degerlerine daha da yakinlasacak. Dolayisiyla toplumun k sabitinden r sabitine gecerek devlet politikasi olarak en az 3 cocuk istenmesinin nedeni belki de budur. Boyle olursa, niceliksel buyume, niteliksel buyumenin onune gececek. Lamark`a gore ise; hizli bir sekilde buldugu en iyi ornekleri, davranislari, ortak degerleri alip bunlar uzerinde anlasip, bunu nesilden nesile, 7 den 70e kopyalayacak.
Su unutulmamasi gerekir ki, genler kimyasal olarak bizim varligimiz icin gerekli olan butun bilgileri iceriyor. Genlerimiz ile bu bilgileri birbirimize aktariyor, hastaliklari tamir ediyor, ufak degisikler ile bizi biz yapan ozellikleri belirliyoruz. Toplum olarak benimsedigimiz degelerler icin de aynisini soyleyebiliriz.
Ayni genler, cok ufak bir hata ile yanlis dizilirse oldurucu kalitimsal hastaliklara neden olabildigi gibi, insanligin ortak degerleri altinda birlesmek, Turkiye ortak catisi altinda yasamak, Hukukun guvencesi, Cumhuriyet ilkeleri gibi degerlerin en ustlerde yer almamasi, bizi toplumsal hastaliklara dogru surukluyor.
Nihayetinde ayni genler gibi, toplum olarak da hangi gruba, dine, mezhebe, tanriya, irka, gecmise inanirsak inanalim, hepimiz, %99,86 oraninda ayniyiz. Temel insani ihtiyaclarimiz, toplumsal ihtiyaclarimiz ayni. Bu cati altinda birlesirsek, bu cati altinda kimligimizi kaybetmeden de yasariz. Eger, bizi farkli kiran %0,14 kismi ortak degerlerin onune koyarsak, ayni cati altinda bir daha hic bir zaman yasayamayiz. .
Genetik kodumuz ile toplumsal kodlarimiz iste bu kadar birbirine yakin.
Umarim, gecmiste genlerde yaptimiz hatalari simdi degerlerimizle oynamak suretiyle yapip. ust-irk gibi bir ust toplum olusturmaya calisirken, kendi kimyamizi bozmayiz.
Nitekim hepimizden geriye kalacak olan madde ve agirlik su asagida krematoryum da cekilen fotograf kadar…
Musée des beaux-arts de Montréal
Esenlikle
uee
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir