Faydacı Iyımserlık

Gecen gun tramvayda sehir merkezine giderken ilginc bir seyle karsilastim. Tramvayin soforu, butun binen yolculara selam veriyor, gercekten nasil olduklarini soruyor. Hatta bazilari ile ufak sohbetler yapip, gulmelerine neden oluyordu. Adam resmen sosyal bir aziz gibi sabahin korunde otobusun havasini tek basina degistirdigini izledikce hem hayret ediyor hem de kendi kendime gulumsuyordum.

Aklima Ankara`da calistigim binanin kafeteryasinda gorevli olan Iyimser abla geldi o an. Insanlara isimleri sirayet eder derler ya, Iyimser abla hakkaten benim tanidigim en iyimser insanlardan biri. Elleri dert gormesin, o kadar leziz kek,pasta ve pogaca yapardi ki, insanlar kendi evlerindeki gunlerine bile onun yaptiklarindan siparis ederdi. Ben her sehir disina seyahatim oncesi, ondan bir kutu yolluk alirdim. Sohreti, diger sirketlere bile ulasmisti en son. Ama Iyimser ablanin asil ozelligi bu varsa yoksa 3 dakikalik sohbetimizde bile inanilmaz iyimser yaklasimiydi. Onun dunyasi herseyin halloldugu, guzel ve taze kokan, oradan kimsenin memnun olmadan ayrilmadigi ve musterinin ifadesinden nasil oldugunu kesinlikle hisseden, sirketin genel mudurune de hademesine de ayni anac tavriyla yaklasan acayip sicak ve samimi bir dunyaydi. Isimizin yogunlugundan dolayi orada fazla vakit geciremesem de ozellikle aksama dogru hem ofisteki hem bendeki buhranli havayi dagitmak icin hemen Iyimser abladan bir seyler alip, bu sirada 2 dakika sohbet edip-dertleserek hem kendimi hem de diger sefleri (evet biz bir kizilderili kabilesiyiz) motive ettigim cok is gunu oldu. Iyimser ablanin ben gidiyorum dedigimde iyimser ama uzgun halini hala unutamiyorum.
Peki onlarin hayati cok mu iyiydi de boyle davraniyorlardi. Onlar cevrelerinde gelisen kotu olaylardan haberdar degiller miydi? Bu adamlarin dertleri yok muydu? Ya gecim sikintilari? Ben onlarin kendiminden cok daha zor bir hayat yasadiklarini tahmin edebiliyorum. Ama bunlara ragmen, tramvayin soforu ve iyimser abla diplomasiz, sertifikasiz, alayli terapist olmayi tercih ediyorlar . Her gun sosyal bir azize gibi sayisiz insanin yuzunu guldurup onlari iyilestiriyorlar.
Bununla ilgili 2011 yilinda princeton universitesinde cikan bir makale var. Sanal gercekligin kullanildigi bir terapi calismasina dayaniyor. Deneyde, bildigimiz VR gozluklerini ve kulakliklarini psikolojik problemler ceken genelde depresyon hastasi olan insanlara verip, onlara oyun oynatmaya calisiyorlar. Oyun biraz farkli. Oyunda bir odada karsilastiklari ve surekli aglayan bir bebegi mutlu etmeye calisiyorlar. Isin ilginc kismi da burada. Odadaki `sanal aglayan bebegi` sakinlestiren ve teskin eden oyuncunun kendisi de icinde bulundugu depresif `halet-i ruhiye`den kurtuluyor. Ve bunu daha cok hasta da kullanmaya basliyorlar.
Aglayan ya da oylece duran bir bebegin bize bakip, gulumsemesinin bize nasil iyi geldigini, nasil da iyilestirici bir etkisi oldugunu farketmediyseniz hemen denemenizi tavsiye ederim. Ailenizde, cevrenizde mutlaka bir bebek vardir. Onlarin bu mutlulugunu gidin tadin, onlarin bu mutlulugunu paylasin. Bu baktigimiz kotu haberlerden cok daha iyi gelecektir bize.
Duygular inanilmaz bulasici (ingilizcesi olan e-motion, hareket halinde olan, transfer edilebilen ve cevremizde dolasan enerji kavramindan geliyor) , etrafimizdaki bir insani guldurebilmek, onu mutlu etmek dolayisiyla bizi de mutlu ediyor. Birine yardim ederken, kendimize de yardim etmis oluyoruz. Zaten ikinci `neden` sorusunu sordugumuzda bu bencilligin farkina varabiliriz. Neden birisine yardim ediyoruz? Cunku bu kendimizi daha iyi hissettiriyor. Merak etmeyin. Boylesine bir bencillik, bencilligin en zararsiz aksine sanirim en yararli hali.
image
Benim su an hayatimda en zevk aldigim sey, yegenime okudugum ve genellikle ikimizinde sonuna gelmeden uyuyakaldigi masallar. Zaten ayni hikayeyi o kadar cok okuduk ki, hangi sayfada ne oldugunu ezbere biliyor ve duraklarsam tamamliyor. Yine de okuyoruz. Bazi masallar gercekten cok guzel. Anlatmasi bile eglenceli…
image
Ikinci sosyal deneyde (Psikolog Daniel Goleman- Duygusal Zeka), Amerika`da suc orani cok olan getto bolgelerde yapilan cocuklar uzerinde yapilan bir arastirma. Evcil hayvani olan cocuklarin, etraflarinda gelisen silahli saldirilara ve sok edici olaylara karsi mental olarak hala saglikli kalabilmeleri uzerine bir calisma yapiliyor. Evcil bir hayvan besleyen insanlarin, bu olaylara karsi daha sakin kalabildiklerini gorduklerinde, butun cocuklarla ve evcil hayvanlari ile birlikte bolge de grup terapileri yapmaya basliyorlar. Bolgedeki siddeti engelleyemeseler de onun insanlar uzerindeki etkisini karinlarina koyduklari evcil hayvanlari beraber nefes alisverisi yaparak bir nevi meditasyon yolu ile en aza indiriyorlar. Boyle pratiklerle aslinda yapilan noronlarla beynimize iletilen kaotik sinyalleri koordine edecek pratikler gelistirerek, uyumlu ve insicamli sinyalleri beynimize gondermeyi saglamak. Bunun mekanizmasi tamamen farkli bir yazinin konusu.Ama simdiye kadar hic bir evcil hayvaniniz olmadi ise, evcil hayvan besleyen, cevrenizdeki arkadaslarin bunu nasil tarif edilemez bir his oldugunu size soyledilerin de yuzlerindeki ifadeden, seslerinin tonundan bunu anlayabilirsiniz.
Marmaris, Turkey
Baska ilginc bir deneyde, egitimli ve yazinsal egilimi olan bireylerin baskalarinin goruntusunden ve halinden hangi duygusal ve mental durumda olduklarini daha basarili bir sekilde tahmin ettikleri uzerine. Yani bu insanlarda empatinin bir cesidi olan kognitif empati egitim ve farkindalik sayesinde gelisiyor. Bu onemli cunku bu sekilde daha kolay ve dogru bir sekilde karsimizdaki insan hakkinda muhakeme yapip daha cozumcu yaklasabiliyoruz.

Bu arada burayi bitirirken onemli gordugum bir kac noktayi da ifade etmek isterim. Arastirmalara gore politik soylerlerin komplekslik derecesi ile bir liderin tarihsel olarak  savasa yatikinligi arasinda guclu bir korelasyon var. Bu kavram direk olarak `integritive complexity of political speech` diye geciyor. Bunu olcmek icin de konusmalarindaki basit kelimelerin kac kez tekrar ettigini sayiyorlar. Yani dili kapsamli ve kavrayici bir sekilde kullanamayan kisiler, olaylari gercekten konusarak degil savasarak cozmeye temayul ediyorlar. Yani dili yetkin kullanamayan bir insanin dusuncesi ve problem cozme becerisi de yeteri kadar gelisemiyor.Asagidaki gibi:)

image

Gunumuz insanlarindan sahsi ve politik ornekler vermeyecegim ama bu tarihsel ve filolojik arastirma bence inanilmaz guzel.
Bir de george orwell`in 1984unde degisik bir ayrinti vardi. Big brother propagandadaki kelimeleri ve toplum tarafindan kullanilabilecek kelimeleri onceden seciyor ve bazi kelimeleri de otomatik olarak yasakliyordu.
Telkin ve teskin kelimelerinin birbirine bu kadar yakin olmasi sana da ilginc gelmiyor mu?
Belki benim yazarken ve senin de okurken hissettiklerin arasinda buna benzer bir dongu var eminim. Herkes okuduklarinda kendinde birseyler bulunca bir miktar rahatliyor.
Okudugum kitaplardan birinde yazar (Better Angels of Our Nation-Pinker), insanligin yuzyillardan beri giderek daha gelistigini ve hayata dair eskisinden cok daha iyi bir problem cozme yetisine sahip oldugumuzu soyluyor.
Eee tabi bu bariz bir sey diyeceksin ama eskinin hayat sartlari bakimindan simdikinden daha iyi olduguna inanan bir suru `nostaljik` insan var su anda.  Herkes kendi genclik doneminin su andaki donemden cok cok daha iyi oldugunu soyler genelde bakarsak. Bu hatira yanilsamasi baska bir yazinin konusu tamamen. Ben biraz gerceklerden bahsetmek istiyorum.
Pinker yani yazarimiz burada insanligin eskiden oldugundan daha iyi yasadigi ile ilgili bir suru istatistiksel ornek veriyor. Insanlarin ortalama yasinin yaklasik 2 katina cikmasi, salgin hastaliklarin hizla azalmasi, refah seviyesinin, egitim ve okuma-yazma oraninin yukselmesi, kendimize ayirabildigimiz `leisure` zamaninin giderek artmasi, buyuk savaslarin ve onlarda olen insan sayisinin giderek azalmasi ile ilgili bir suru istatistik veiyor.
Hayatin `genel` olarak eskisinden cok daha iyi oldugunu sayfalarca ve sayilarla ispatlayip bizi ikna ettikten sonra da bunun nedenlerine dogru bir yolculuk yapiyor.
Ornegin, tarihte baska bir insan tarafindan oldurulen insan sayisi, irk olarak sayimizin bu kadar artmasina ve kalabaliklasmamiza ragmen oransal olarak gidrek azaliyor.
Bundan cok degil birkac yuzyil once birbirimizi oldurmemek icin `selam` vermek amaciyla tokalasmayi (tokalasmak orijini itibariyle elimde silah yok, elim bos, zararsizim demek) icat eden bir sapiens olarak bir yabanci tarafindan yoldan gecerken durduk yere ya da bir kac sikke icin oldurulmek mumkun iken; simdi kurdugumuz sehirlerde bu ihtimal mukayesen cok cok daha dusuk (sifir degil).
Pinker, sonra da Flynn adindaki bir akademisyenin arastirmalarina isik tutuyor. Yapilan ve birbirine es tutulan IQ testlerinde insanlar zaman icinde gecmisten gunumuze giderek daha fazla puan almaya basliyorlar. Buna ornek olarak da bir yuzyil once ortalama bir insanin IQsu 100 iken su anda ayni testi yaptigimizda bu rakan 130 cikiyor.
Buradan bizim bilim adami Flynn, ortalama insanin IQ seviyesi uzerinde zekice bir cikarima yapiyor. IQ biliyorsun, hic bir seyin bilgisini olcmuyor ve farkli alanlardan olusuyor. Ve cok ilginc bir sekilde aritmetik, bilgi, matematik ve kelime bilgisi alanlarinda simdiki ile yarim yuzyil oncesi ortalama insanin aldiklari puanlar arasinda cok buyuk farklar yok.Sadece gozardi edilebilecek ufak bir yukselme var.
IQ testinin icerigine odaklanip bakildiginda ise ilginc bir sey goze carpiyor. Ozellikle beynin muhakeme yetenegini olcen benzerlikler ve matriksler alt kategorilerinde insanlar tarihsel olarak giderek daha da iyi puanlar aliyorlar. Yani bir kopek ile bir tavsanin benzer ozelligi soruldugunda ikisinin de memeli oldugunu soylemek de dogru bir cevap ancak kopegi tavsani avlamakta kullandigimizi soylemek daha spesifik bir olay orgusunu ve nedensellestirme baglantisini beynimizde kurgulamamiza yapiyor. Dolayisiyla, matriks sorularinda da sayi ya da sekil dizisindeki duzeni `pattern` gorup daha kolay bir sekilde eksik kalan haneyi doldurabiliyoruz. Buna soyut akil yurutme `abstract reasoning` yani  `soyut akil yurutme` deniyor.
Burada Pinker, eskiden- tarim ile ugrasirken makineleri, hayvanlari ve insanlari manipule ederek onlarla ugrasirken simdi ki toplumda ise kelimeleri, sayilari, sembolleri, markalari manipule ederek yasadigimizi ve toplumun cogunlugunun bunlarla daha fazla ugrastigini belirtiyor.
Toplumun bir uretim ve endustri doneminden, cok daha fazla bilginin  ve yukarida bahsettigim `muhakeme yeteneginin` kullanildigi enformasyon capina gecis yaptigini gozumuze istatistiklerle sokuyor.  Dolayisiyla, bizden daha once yasamiz insanlara gore ortalama olarak daha fazla sey bilmekle kalmiyor, daha fazla muhakeme yetenegi ile donatiliyoruz. Yani hepimiz birer bilim adami olmasak bile hepimiz artik birer  bilim gozlugunun cercevesinden (scientific spectacles view) olaylara bakiyoruz. Bu da hayata karsi sadece fiziksel ve biyolojik olarak degil ayni zamanda toplumsal (politika ve ekonomi dahil) ve moral yani etik olarak da (baska insanlara nasil davranmaliyiz muhakemesi) farkindaligimizi arttiriyor.
Iste yazarin olaylari bagladigi yer de tam burasi. Biz sembollerle konusmaya, anlasmaya, kavramaya devam ettikce bu muhakeme yeteneginin artacagini ve toplumun birlikte yasamak icin daha kollektif cozumleri bir sekilde ne yapip edip uretecegini destekliyor.
Buna, gelecek konusunda kotumser olan insanlara ve haberlere karsi (bu bazen hepimiz olabiliyor sanirim)  iyimser degil biraz daha muhakeme destekli `pragmatic optimism` deniyor.
Dusunsene, insanlik olarak bizlere, daha gecen yuzyil kolelik kavrami garip gelmiyordu. Ozgurluk anlayisi bireyde zaten yoktu. Liberallesme oncesi dogru durust birey kavrami bile yoktu. Birey (Individual yani indivisible core) kavrami 18.yy da ortaya atilmis bir kavram. Amerikaya ilk seyahatler sonrasi Afro-amerikanlari oldurmek ve onlara kotu davranmak ayiplanan degil, tesvik edilen bir davranisti, simdi farkiysan ‘zenci’ bile demek yanlis geliyor. Oy hakki yoktu mesela, konusma hakki zaten yoktu. Protesto eden genellikle oldurulur ve  mutlulugun pesinde kosmak ayip bile olabilirdi. Bir kac antik toplum haric, kadinlarin toplumda yeri hic yoktu. Birak oy kullanmayi, nufus sayiminda sayilmiyorlardi bile. Sonra  haremi zenginler normal olmaya basladi. Gucu olanlar otekini uzerinde domine olmaya ve onlarin yasam hakkini elinden almaya alismisti ve bu normaldi.
Bunlar simdi ne kadar mantik disi geliyor. Cunku bunlari sorgulamadan edindik bizler. Yasamin degirmeni, ugrunda dokulen kanlarla bizi bu noktaya getirdi. Simdi ise bu alinan haklar bizim icin ne kadar normal. Bizim su an garip ve arada olarak tartistigimiz seyler veganlar, vejeteryanlar, gay evlilikleri, mezheplerin, sektlerin ve dinlerin birbirlerine hosgoru ile bakmasi ve bazilarinin birlesmesi, hayvan haklari, robot yasalari gibi konular da gelecekte daha iyi muhakeme yetenekleri sayesinde ortak bir sonuca baglanacak sanirim. Ve torunlarimizin torunlari bu konudaki kisitlamalarimizdan ve davranislarimizdan dolayi, belki de-kesinlikle- bize ilkel diyecekler.
Kitabin geri kalan buyuk bir kismi temelde bahsettigim yazinsal ve dizinsel okuma ve artan egitim ile siddete egilim arasindaki negatif korelasyona dikkat cekiyor. Bunula ilgili deneylerden bahsediyor. Mesela toplumun altin kurali diye tabir edilen `sana yapilmasini istemedigin bir seyi baskasina yapma` cikarimini yapabilmek icin kendini baskasinin yerine koyacak empati yetenegine sahip olmak gerekir ki bu daha iyi bir muhakeme kabiliyeti gerektirir. Bana soracak olursan gerekli ama yeterli degil. Empati inanilmaz ama bundan daha komplike bir kavram. Kognitif, duygusal ve sefkatli diye 3 ana temelde inceliyor Coleman empatiyi. Bu baskasi yazinin konusu olabilir.
Soyut akil yurutme, bizi insanlar hakkinda oteki, ve toplumlar hakkinda milliyetci-sinirlar cizici kabile hayatindan yavas yavas cikararak birbirimizle dusunce, mal, hizmet alisverisi yaptigimiz ve beraber yasamaya basladigimiz zamanlara dogru itiyor. En azindan potansiyel dusmanlarimizla savasmak ve birbirimizi oldurmek yerine, potansiyel partnerlerimizle alisveris yapip mutlu mesut yasamayi tercih etmemizi sagliyor. Bu da aslinda oyun teorisine gore, her anlasmada bir tarafin kazanimini diger tarafin kaybedisi olarak goren (zero sum game) zihniyetten beraber bir anlasmaya yaptigimiz ve iki tarafin da kazanc sagladigi (non-zero game) durumuna gecis.
Simdi bize biraz yeni, yabanci ve garip gelen bu konular, gelismis muhakemeye sahip yuksek IQlu torunlarimiza da, bizim gecmis yuzyilda kolelik ve bekaret kemeri takma  konulari gibi cag disi gelecek sanirim.
Bu yazdiklarima ve okuduklarima ne kadar inansam ve inanmak istesem de bi tarafta politik problemler yasayip birlesmeden ayrilan ulkeleri (Brexit), bir tarafta sirf ekonomik kaygilarindan dolayi gercekten okuma ve yazma ve hitabet bakimindan dusuk profile sahip (low integritive complexity of speech), ve secimi suresinde gercekler hakkinda televizyondan milyonlarca insana sayisiz yalan soyleyen,  vizyonsuz bir adami dunyanin en guclu ulkesinin baskani yapmamizi ve eski anlasmalarimizi ve partnerliklerimizi bozmak ugruna idam cezasi gibi artik moral olarak astigimiz etik konulari tekrar tekrar gundeme getirmemizi dusundukce biraz idrak etmekte zorlaniyorum.  Sonucta bahsettigim kitap IQ seviyesi cok yukarda olan ve entellektuel katilleri aciklayamiyor bence. Feynman ve Einstein gibi dehalarin, yuksek IQ lerin moral olarak degisik degisik isler yapmis olmasi da dusuncemi destekliyor sanirim. (Ikisi de zamaninin womanizeri bu arada:))
Egilim ve egitim kelimeleri arasinda bu kadar benzerlik olmasi tesaduf degil sanirim. Neye egilirsek o konuda egitiliyoruz ya da vice versa…
Yani egilimi terorizm olan bir insanin egitimli bir terorist haline gelmesini cok guzel acikliyor.
Neyi ariyorsan O sun demiyor mu Rumi? Aski ariyorsan asik. Zulmu ariyorsan Zalim.
Ben ilerde bir gun bilinclerimizin ortak olarak birbirine transfer edilip,yuklendigi olumsuz ve sorunsuz anroid varliklarin, ya da ortalama 200 yasina kadar yasamaya baslamis torunlarimizin iskeletlerimize ayni bizim kita afrikasinda buldugumuz ilk insan iskeletlerine baktigi gibi bakip bakmayacagini merak ediyorum. Yine onlarin da baska baska problemleri olacagini dusunerek.
Iste belki de bu yuzden cok eskiden seyahatlarde yabancilarla karsilastigimizda onlari direk oldurmek yerine, onlara elimizde silah olmadigini gostermek icin elimizi uzatip tokalasirken, `baris seninle olsun` demeye basladik.
Cunku `selam` aslinda baris seninle olsun demek.
Dolayisiyla herkese `selam` :))
Esenlikle
uee
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir