Dem’in Yaşı

Doğmadan önce kimse bana yaşamak isteyip, istemediğimi sormadı. Gerçek şu ki, bu hayata canlı gelmenin karşılığında gerçekten bir şey vermedim. Hayatın kendisinin bize bu şekilde bahşedilmiş olması bence çok absürt. Başımı ellerimin arasına koydum. Yaşamın kendisini, çantada keklik gibi kanıksayarak olaylar istediğimiz gibi gerçekleşmeyince feryat-figan etmeyi düşündüm önce. Ya da canlı olduğumuz sürece karşımıza çıkan herkesin ve herşeyin bir hediye olduğunu düşünerek her nefeste şükretmenin bir yol olduğunu.İkisi de ellerimin arasında şimdi. Ne var ki sonrakini düşününce, ilki yerle yeksan oldu. Bütün bunları düşünmek çok mu ilginç sence? Kütlenin çekim kuvveti, nasıl kütlesi olan her maddenin bir özelliği ise, bunları düşünmek de aklımın doğal bir özelliği. Ondan varoluşumuzla böbürlenmek bence çok absürt. Hayatın kendisi gibi…Dolayısıyla huzurlu olmak için özel bir meditasyon yapıp, bir öğretinin ya da bir ideolojinin peşinde olmak, Nirvana’ya ulaşmak felan gerekmiyor. Yaşam, çevremdekilerle beraber hazırladığım, tevazu ile tadını çıkarmaya çalıştığım bir akşam yemeği bu saatten sonra benim için. Sevdiğim insanların takdir etmesi ile sevindiğim, onların kahkahalarının arka fonda olmasıyla herşeyi yolunda hissedip huzur bulduğum, üzüntüleri ve endişeleri de aramızda üleştirip yenilir, yutulur lokmalar haline getirmeye çalıştığım bir sofra. Bu sofrada geçirdiğimiz vaktin güzel ve kaliteli olmasından kendimi sorumlu hissettiğim bir teşbih bu. Dolayısıyla bu sene menüde ne var bilmiyorum. Ben ne aşçı ne de ev sahibiyim. Masadaki diğer herkes gibi misafirim. Bazen eyliyorum, bazen eğleniyorum. Sürekli önüme servis edilenlere üzülüp, seviniyorum. Bu üzülüp, sevinmelerimin de; hep daha sonra ne geleceği beklentime ve tahminime bağlı olduğunu farkettiğimden beri daha az tahmin etmeye, daha az bir şeyler beklemeye başladım. Bu beni daha çok sevindirmeye başladı. Masadaki en güzel payı almak gibi bir derdim yok artık, ama masamdakilerin de önündekileri benim gibi kafi bulup benimle beraber mutlu olmasını istiyorum. Nasıl olsa herkes vakti dolduğunda masadan tek tek kalkacak. Nasıl olsa; en aç gözlüsünün, en hırslısının, en büyük payın peşinde koşanın da Zaman’ı gelecek, önündeki ile her zaman Mutlu olanın da…Kalanlar, gidenleri bu şekilde hatırlayacaklar. İşte bu imkanlar dahilinde zamanım dolup sofradan kalkana kadar hem önümdekilerle ve hem yanımdakilerle güzel bir akşam yemeği geçirmek amacım. Bir de artık kiminle sofraya oturduğuma değil, kiminle birlikte sofradan kalkacağıma karar vermek.

Şimdiye kadar bu vakti ve sofradakileri bir şekilde benimle paylaşıp, çorbada tuzu olanlara, kadeh tokuşturduklarımıza, muhabbet sofrasına tat katanlara, bir şekilde düşünüp hatırlayanlara, sadr’a* düşüp bir satır da olsa hatır soranlara selam olsun.

Esenlikle
Zamanın oğlu
Uee

*Sadr=Gönül

6 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir