Uçurum

Uğruna uçurumdan atlayabileceği umutları olmalı insanın. Gerçekleştirmek için çabayı sarf, güvenli limanı terk etmeye hazır olduğu umutlar… Öyle ki, bir gün ansızın kapıyı çaldıklarında “ama benim daha kanatlarım çıkmadı, benim paraşütüm bile yok, hiç hazır değilim, atlayamam ben!” dememeli.

Çünkü çoğu zaman fırsat apansız ve bir defaya mahsus çıkar karşımıza. Kaderin ağları, kozmosun kumaşı bizim algılayabileceğimizden çok daha farklı örülmüştür. Tereddüt etmemeli. Belki kanatlarımız biz havadayken de çıkacak ve gelişecek; öğrenmeli. Hem tek seferlik bir atlayış için paraşüt gerekmez. Olmazsa tekrar yaparım garantisiyle paraşüt beklememeli.

Azıcık cesaret, az biraz yetenek ve çok büyük gayret…

Umutla beslenmeli, korkuları yenmeli.
Yalnız bir tane, yaşamasını bilmeli.
Umutlar ölmeden önce bu diyardan göçmeli…

Luigibook page 0608

Kirpik

“…Dün metrodayım, kulağımda müzik, dışarıdan hiçbir ses duymuyorum, kaşlarımı çatmışım ve bir yerlere dalıp çıkamamışım. Yanımda dokuz, on yaşlarında bir kız çocuğu, onun yanında da annesi var. Bir ara küçük kızla bakışıyoruz, daha doğrusu bana baktığını hissediyorum. Sonra kafamı yine önüme çeviriyorum. Bu sefer bana doğru eğilip, bir şeyler söylüyor. Kulaklıklarımı çıkarıp, “efendim? duyamadım?” diyorum, “kirpiğin düşmüş de” diyor ve birden uzanıp yanağımdan kirpiğimi alıyor, iki parmağının arasında tutuyor. Bu oyunu hemen hatırlıyorum. Hala oynandığını unutmuşum, oynamayı da çok zaman önce bırakmışım. Küçük kız ise heyecanla oyuna devam ediyor, “Bir dilek tut” diyor. Gözlerimi sıkı sıkı kapatıp, bir dilek tutuyorum. “Dileğin uzunmuş” diyor gülümseyerek, “peki, alt mı üst mü?”. Ben de gülümseyerek, “alt” diyorum. Sabırsızlıkla oyunun sonucuna bakıyoruz beraber. Kirpiğim alt parmağının üstünde duruyor, “Dileğin tutacak” diyor sevinçle. “Tutacak” diyorum sevinçle. Hafifçe üflüyor kirpiğimi sonra. Müziği olduğu yerde bırakıyorum ve yolculuğun sonuna kadar, küçük kızla birbirimize gülümsüyoruz.”

Alıntıdır.

MAHKUM

Dünyada bir sürü hapishane var. Peki nedir Alcatraz’ı bu kadar ünlü yapan?

Kaçmasının zor, şartlarının ağır olması mı?

Şu anda müze olan ünlü hapishaneyi gezdiren rehber adam cevap veriyor:

-Şüphesiz hem Amerika’da hem de dünyanın başka bir yerinde Alcatraz’dan çok daha çetin, kaçması çok daha çetrefilli hapishaneler var.

Alcatraz’ı ünlü yapan şey. bulunduğu adanın San Francisco şehrine yakınlığı. O kadar  yakın ki, mahkumlar şehir hayatında olan biteni, kahkahaları, kutlamaları, şölenleri  her gün duyup,görebiliyor.

Her gün ama her gün o seslerle, o şehir siluetiyle ellerinden nelerin, hangi özgürlüklerin  alındığına şahit oluyorlar.

Şimdiye kadar gördüğümüz, bildiğimiz, yaşadığımız değil mi zaten kafamızdaki duvarları sıvayan?

Düşündüğümüz kadar köle, düşlediğimiz kadar özgür bir adada yaşıyoruz işte o yüzden.

Köleliğe ya da özgürlüğe hükmü verilmiş mahkumlar gibi,

Duvarları kendinden…

Esenlikle

uee

 

 

 

 

 

 

Rıvers of Babylon

Bundan 2500 yıl öncesi. Babil kralı Nabukadnezar israiloğullarını Babil’e sürgüne gönderir. Böylece İnsanlık tarihinde belki de ilk kez bütün bir ulus sürgüne gönderilmiş olur. Nabukadnezar (kısaca Nabu) Kudüsü yakıp yıkar. Hatta rivayet odur ki Süleyman’ın tapınağını (solomons temple) da yine kendisi yerle yeksan etmiştir. Ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan yahudiler, 70 sene sürgünde yaşamak zorunda kalır. Bu onların dünyaya bakışını, birbirlerine bağlılıklarını ve diğer toplumlara davranışlarını etkiler. Yine rivayet edilir ki ilk “diaspora” o zaman kurulmuştur. Zaten anlamı eski Helen’de dağılma anlamına gelmektedir. Dağılan bir ulus, bundan sonra nerede olursa olsun türküleri ve ilahileriyle bu olayı sürekli hatırlayacak ve birbirine sımsıkı sarılacaktır. Kapı dışarı edildikleri Yeruşalim (Jerusalem-Kudüs) ise artık onlar için farklı bir anlam kazanacaktır. O topraklar, en büyük sevinçlerinin üzerinde tutulacaktır.

Bu olay kitab-ı mukaddesde (eski ahit bölümünde) şöyle anlatılıyor ve okuyunca şimdiki yaşananların kökleri nerelerde imiş insan hayret ediyor:

“Babil nehirlerinin kıyısında oturduk ve Sion’u hatırladığımızda ağladık. İçindeki söğütler üzerine harplarımızı astık.Çünkü orda bizi sürgün edenler bizden bir şarkı istediler. Ve bize acı çektirenler bizden şenlik istediler. ‘Bize Sion şarkılarından birini söyleyin’ dediler. Tanrı’nın şarkısını yabancı topraklarda nasıl söyleyebiliriz? Eğer seni unutursam ey Yeruşalayim Sağ elim hünerini unutsun Eğer seni anmazsam, Eğer Yeruşalayim’i en büyük sevincimin üstünde tutmazsam Dilim damağıma yapışsın.”

 

İşte bu şarkı aslında bir ilahi(hymn)dir ve şüphesiz ki tarih doğru okumasını bilenler için bir ibret kitabıdır.

Sadece saygıyla,

uee

 

Eyvallahsızlar

“Kaybedecek hiçbir şeyin kalmadığında, hayatın karşısında ellerin cebinde durursun. Kimse için ruhunun önünü iliklemez, hiçbir şey için yüzünü naylon bir gülümseme ile ağrıtmazsın. Kimse için derbeder kalbinin saçakları gibi sarkan gömleğini içine sokmaz, onay mercilerinin hiçbirini iplemezsin. Mutlu musundur? hayır. Ama eyvallahsız olmanın da bir karşılığı vardır; içinde buruk, öfkeli, kesintisiz bir ahmak ıslatan yağmurla gezersin. Hiç durmadan “şirinlik” yapmak sana daha zor geliyorsa “eyvallahsız” olmayı seçersin. Bu “kaybeden” olmak, “tutunamamak” değildir; bu, oyunu daha başından bırakıp gitmektir. Kazanmayı bile reddetmektir. Kaybedenler “oyunu” hiç değilse bir kez oynamıştır; ama eyvallahsızlar oyuna hiç dahil olmamıştır.”

ece temelkuran

Summıts of my life

A Story for Tomorrow

Ben gezmesini severim. Gördüğün gibi salak çocuktan salakça bir giriş daha… Kim sevmez ki? Ama ben boş boş gezmesini de severim. Tek başına çoğunda. Bilmediğim şehirlerde, ülkelerde, sokaklarda…Saçma sapan. Dağ bayır. Arka Sokak,ön cadde.  Börtü böcek (serbest çağrışım: kertenkelelerJ). Bazen tüm bu betondan yığınından kaçarak. Bazen velespitle…

Şu işin-gücün-toplumun atadığı bütün kıdem ve sıfat ve etiketlerden ayrılarak.  Son senelerde bir şekilde yapabildim bunu. Şimdi ise derin bir sükunet.

İşte onun oje şarkısı var bugün aklımda. Bedenim tutsak, aklım hala firarda…

Şarkı bilindik esasında. Eddie Vedder’dan “society”. Sözlerini bir dinlersen (belki çoktan dinledin), her kelimesini nakkaşlar işlemiş ve modern dediğimiz insan bence halen şu basit sorunun cevabını verememiş:

“There’s those thinking more or less less is more but if less is more how you keeping score?”

Bu şarkı soundtrack’ini yaptigi “Into the wild” film ile ünlü oldu. Belki bilirsin. O da her zamanımın filmlerindendir. Çok sordun ya düşüncemi hemen beyan etmek istedim. Filmle bütünleşti aslında parça. Bir baktım ki şarkının aslını çok daha önce başka bir abimiz söylemiş: Seninle orjinalini paylaşıyorum.

Her seyahat edişimde aklıma düşer…

Son olarak da bir klip gelsin:

 

İnsan basit bir klibi bin kere izler mi? Ama bak bu yarın icin bir hikâye.

Bak bakalim eğer istersen gerçekten… Sonra soralım kendimize:

Did you enjoy with your story?

Yolun, yol arkadaşların ve yolda karşılaştıkların güzel olsun.

Esenlikle,

uee

Jezebel

Jezebel güzel ve kötü bütün kadınların sembolik temsilcisidir. Özellikle girizgahı ve hikayesi ile farklı bugünkü şarkımız:

Efendim gelelim hikayesine:

“…jezebel tevrat’ın krallar bölümünde hikayesi anlatılan, Tevrat ve İncil’de adı geçen en kötü yürekli ve günahkar kadın olma sıfatlarını elinde bulunduran kişidir. Jezebel sidonia kralı ethbaal’ın kızı ve israil kralı ahab’ın karısıdır, israil kraliçesi olmasına rağmen bir putperesttir ve o yörelerde popüler bir tanrı olmaya bir şekilde devam etmekte olan baalın kuludur. tüm israil’i baal’e tapmaya ikna etmeye çalışır, bu alanda türlü işkenceler uygular, daha da ileri gidip başkent samaria’da kendisine güzel bir tapınak inşa eder. israil kralı olarak bütün bunlara dur demesi beklenen ahab ise karısının işlerini sallamamaktadır. (sonra çok pişman olacaktır) tanrı bu bozacı ile şıracı ilişkisindeki çifti lanetler. önce ahab bade olur. bir savaşta düşmanın ortaya atmak maksatlı attığı ok şans eseri kralı bulur ve şans eseri tam da zırhının birleştiği korunaksız bölgeden tutturur. ahab güneş batana kadar kan kaybından ölür. kanlarını köpekler yalar. (köpek ayrıntısı önemli, devam edelim) jezebel başkötü olduğundan sona kalmıştır, jehu’nun üç adet eunuch’u tarafından yüksek katlarda yer alan bir pencereden atılır. akabinde yoldan geçmekte olan atlar tarafından paralanır ve cesedini köpekler yer. (söylemiştim köpekleri) kafatasını, ellerini ve ayaklarını ise bırakırlar. Bu kısım renkli ayrıntıyı elijah’a borçluyuz.

Bir inanışa göre kadınlar hala jezebel’in günahlarını ödemektedirler…”

Sakin günler

uee

Anlar

“eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

ikincisinde daha çok hata yapardım.

kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.

neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.

çok az şeyi ciddiyetle yapardım.

temizlik sorun bile olmazdı asla.

daha çok riske girerdim,

seyahat ederdim daha fazla.

daha çok güneş doğuşu izler,

daha çok dağa tırmanır,

daha çok nehirde yüzerdim.

görmediğim bir çok yere giderdim.

dondurma yerdim doyasıya,

daha az bezelye.

gerçek sorunlarım olurdu

hayali olanların yerine.

yaşamın her anını gerçek ve

verimli kılan insanlardan olurdum.

farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.

anlar, sadece anlar, siz de ‘an’ ı yaşayın.

hiçbir yere, yanına: termometre, su, şemsiye ve

paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.

yeniden başlayabilseydim,

ilkbaharda, papuçlarımı atardım.

ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.

bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,

çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer…

ama işte, 85′ imdeyim ve biliyorum…

ölüyorum…”

Jorge Luis BORGES

 

Hamuş ve Bişrev

~yangın yerine bak!.. ateşten, külden, kordan ne var elinde!.. pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe!… can’ı canan’a teslime hazır değilsen “ben aşk’ım” deme kimseye… aşk gelmesin seninle dile… incinmesin ne mecnun ne leyla ne gül ne de diken seninle!.. ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle… ah u zar ederim diyorsan çekme gözüne sürme!.. talipsen kara bahta kör talihe…dinle!

gel, gel ne olursan ol yine gel!… diyorsan, hamuş!…” ol sen de… sonra da “bişrev!…” de en sevilene!…

ve semaya dursun yürekler aşk’ın önünde…~

mesnevi

Perfect

Why are humans constantly striving for improvement?

Much of our ambition is driven by our large Prefrontal Cortex.

Which is why we’re in this classroom and not in the jungle eating bananas.

Every day, we dream about new technological advancements…

Upgraded cellphones, faster computers, new medical techniques.

Science seems to have unlimited potential.

And many of these advancements really do make our lives better. But sometimes I think…

In our striving for improvement, we lose sight of something just as important. Maybe we should try to accept what’s.

And not everything needs fixing. Mozart’s music is 200 years old.It doesn’t require any upgrade.

It’s perfect just the way it is…

Yılsonu ve Orıenteerıng

Saflar sık ve düzgün. Oyun alanının haritası önümüzde ama daha üstü kapalı. Kafamızda planlar var. Haritayı açtığımızda alınacak yollara, varılacak hedeflere ve kimlerle bu yolları alacağımıza dair planlar.. Birazdan haritayı açacağız. O zaman belirleyeceğimiz yol ve yöntem planlarımızla belki çok aynı, belki ondan çok farklı olacak. Ona biraz da yol karar verecek. Hava bu coğrafyada […]

Luigis

Yes.There are some wonderful places in the world. Macchi picchu, Pyramids, Eiffel, Ephesus, Louvre, Taj mahal, Puerta de sol, Niagara, Sydney opera house etc.etc…OK. They are nice. Gorgeous, nice to see.”Yay!”.. Still, at the end of the day, all of them are some parts of stone, steel and sand…However, people are not like that. They have spirits and soul. Each and every of them has different and valuable stories if you want to know, many of them are like precious books, if you know how to read, some of them are very special if you want to see, very few of them are always with you, if you want to be…

For this reason, Journey is not only place that you travel, but the people who take you their wonderful travel.

May be twice a year ,
but always here,
on my shoulder…

I miss you Luigina…

and all Luigis…

Luigibook page 2227

Çoğu, bazısı…

~Çoğu insan hayattaki en büyük hazlardan birinin kendini herhangi bir konuda terbiye etmek olduğunu çok sonraları anlar.
Bazısı hiç anlamaz. bazısı anlar, terbiye olmaz.
Çoğu insan hayattaki en büyük hazlardan birinin kendini bir şeye tamamen teslim etmek olduğunu çok sonraları anlar.
Bazısı hiç anlamaz. bazısı anlar, teslim olacağı şeyi bulamaz.
Çoğu insan hayattaki en büyük hazlardan birinin kınadığı şeylerde gizli olduğunu çok sonraları anlar.
Bazısı hiç anlamaz kınar, bazısı anlar daha çok kınar.~