Belirsizlik

“I wanted a perfect ending. Now I’ve learned, the hard way, that some poems don’t rhyme, and some stories don’t have a clear beginning, middle, and end. Life is about not knowing, having to change, taking the moment and making the best of it, without knowing what’s going to happen next.

Delicious Ambiguity.”

― Gilda Radner

“…Her şey ne kadar çok belirsiz, bunu söylemesi ne kadar kolay.Peki hayat gerçekten böyle mi işliyor, tabi ki hayır!Heisenberg, Kaos teorisi, ne zaman öleceğimizin belli olmaması falan değil bahsedeceklerim…

Bir belirsizlik var evet, lakin bunun kötü yanları pek umrumuzda değil. Neden olsun ki! Bizi korunaklı hissettiren şeylerimiz var, kendimizi bıraktığımızda bilinmezliğin içine aklımız daha keskin çalışmaya başlamıyor mu? Adeta bunun için dizayn edilmişiz gibi. Akla sığınmıyor muyuz, peki ya onu kaybettiğimizde neye sığınıyoruz?

Durmaya.Durmak çok güvenlikli. sanki gerçekten durabilirmişiz gibi, ne yaparsak yapalım duruyor sayılmayız. Bu bağıl hızların gereği. Salak bir analoji değil girmek istediğim. Hani gerçekten öyle. Fakat biz o durmayı hissediyoruz bazen, bize güç veriyor.

Ölümü metalaştırıyoruz, ona bir karakter veriyoruz, oysa bunu durmanın mümkün olmadığını bilmeyişimizden yapıyoruz. Biz her an ölüyoruz zaten, binlerce hücre her saniye, her sigara dumanında ölüp yerine yenileri geliyor, bazıları gelmiyor. Bizi biz yapan sadece sistemsel bir şekilde vücudumuzun çalışması, o sistemler eş zamanlı olarak çöktüğünde benliğimiz kalmıyor.

Ne yapacağız bu süreçte, biz sadece bir yek almak istiyoruz. Bir muradımız varsa onu görmeden ölmek koyuyor sadece, onu görecek miyiz ya da o ne, bu bizi oyalıyor. yaşarken sadece ölümü beklemiyormuş gibi oluyoruz böylece. Bu yüzden o şeyin gerçekliği tartışılır, ama tartışmayalım, sadece almaya çalışalım onu değil mi. bazen çok yaklaştığımızda anlıyoruz, bilerek baltalamak istiyoruz onu, çünkü gerçekten bu varoluş sancısını giderebilir mi ‘’o’’ dediğimiz amaç. bilemiyoruz, ama bilelim, zorlayalım artık, korkmayalım da, değilse de değil. Ne olacak yani. Hayat yani gerçek hayatın ne olduğunu görürüz belki, en ufak soyut umudumuz da mı kalmaz ya da sahip olma hırsıyla yaşayan bir lümpene mi dönüşürüz bilmem. Ama deneyelim artık! Ne olur…”

Alıntıdır.

Çingene Kızı

“Yaşamın, sana, bilmediğin anlamadığın bir dilde; yabancı, tanımadığın bir üslupta, şarkı söyleyen biri gibi gelecek: söylenen şarkı seninle ilgiliymiş, senden söz ediyormuş, sana söyleniyormuş gibi bir duygu duyacaksın hep; ama hep de, bilmediğin, anlayamadığın bir dilde, sana yabancı, tanımadığın bir üslupta olacak duyduğun…”

-oruç aruoba-

“gitana, que tú serás como la falsa moneda, que de mano en mano va y ninguno se la queda”

“çingene kızı sen elden ele gezen sahte para gibi hiçbir elde kalmıyorsun”

vardır

“Yaşanacak bir yaşam vardır.
Binilecek bisikletler vardır.
Yürünecek yaya kaldırımları
ve Tadına varılacak güneş batışları vardır.”

Anlam Kahvesi

~…hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır… Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar.~ BB

Oyuncak

~Damağım çöle dönmüş
sesim çamura
oyuncağını geri ver,
içimdeki çocuğa.~

Ladıno

Ladino günümüzde çok az kişinin bildiği, daha azının konuşup-yaşattığı bir dil. İspanyol Yahudi’lerinin 15.yy da kullandığı bir dilmiş zamanında. Yahudiler İspanya’dan kovulunca, bazıları Osmanlı’ya gelip, bu dil orada ticarete hakim dil olmuş bir süre, kimi Yahudi ise Avrupa’da kalmak için din değiştirip Katolik olmuş.

Oldum olası Kadim dilleri severim. Binlerce yıl önce yaşayan biriyle direk konuşabileceğim dilleri. Onun okuduklarını, yazdıklarını aynı dilde yazıp, okumayı. Çevirmeden, döndürmeden. İsa’yla da Musa’yla da onun dilinde konuştuğunu bir düşünsene…
Bir de hiç bir şey konuşmadan anlaştıkların var tabi. Bir dile gerek duymadan iletişim sorunu hissetmediklerin. Çoğumuz aynı dili konuşarak bile bu kadar iletişemezken, bir göz işareti, bir “es”, bir nefes yeter onları anlamaya. Bazen bunlar bize fazla…Buna rastlamayanlar için buna inanması çok zor. Buna rastlamayan için bu yazdıklarım sana hiç bir anlam ifade etmek etmiyor.
Doğu inanışlarında ve Tasavvufta “Rabıta” diyor buna bazıları. Bazıları “adı konulmamış bir dil”. Bazısı ise “telepati”. İsmi ne olursa olsun şu anki teknoloji ile henüz açıklayamadığımız bir iletişim şekli var ve sırf o yüzden herkesten daha yakın, bu dili konuşabildiğin insanlar.
Sanki Ladino gibi kadim bir dil kulaklarımıza daha bizler doğmadan fısıldanmış ve o gün aralarında kurdukları köprü ile zamansız, mekansız üstünden birbirlerine gidip gelebiliyorlar.
İşte onun şarkısıdır bu,
O insanlarla yapılacak güzel işlerin parçasıdır,
Biz o güzel işleri yaparken, kulağımızda çalacak olandır…
Yazdım ama yazmama bile gerek yok aslında,
Nasıl olsa biliyorlar…
Esenlikle,
uee