Biyosfer Rezerv Alanı

Evet. İnsalık olarak bilgimiz giderek artıyor. Kendimize ve yaşama dair. Bilgi ağacı (Tree of knowledge) her nesil büyüyor ve gelişiyor. Bununla inanılmazi işler yapıyoruz gerçekten. Teknoloji, bilim…Etrafımızı, şehirleri, mutfak eşyalarından internete kadar neler yaptığımıza bir bak. Ama değişmeyen şey insanın kendisi. İnsan, kardeşi neandarteli öldürüp tek başına dominant tür haline geldiğinden beri aynı insan. Bilgisi artıyor ama bu insanı daha bilge birisi yapmıyor. Bilgelik belki Sokrattan beri aynı hatta zaman zaman neredeyse unutuluyor. Tarihin karanlık sayfaları, her hangi bir düşüncenin ya da dinin yobazları, ölüm kusturan kralları, şapşal imparatorları
 devletlerin başı ve başkanları… Hepsi bunun göstergesi…
İnsan bilgeliği unuttuğunda bilgi ağacının ve kendisinin bile türünü kurutacak kadar yıkıcı bür güce bürünüyor. Ondan dolayı, karanlık çağ dönemlerinden tekrar eski bilgeliğin yorumlandığı işlerle rönesans ve reformlar filizleniyor.
Magna Carta’nın ihtilalde hatırlanması, ihtilalin ne şekilde olacağının seyrini belirleyip, devrimi ve sonrasında yapılan anlaşmaların cümlelerini belirliyor. Şu anki yaşadığımız hayatın çerçevesi daha o günlerin hatırlanması ile çiziliyor.
2500 yıllık budist öğretiler, doğuda yıllarca insana meditatif bir ilaç verirken, batıda, yoga adında, spor salonlarının camekanlarında tekrar yorumlanarak tekrar kendi disiplinini ve yaşamla bağlantısını kaybetmiş insana tekrar bağ oluyor.
Iskenderiye kütüphanesindeki yıkım ve yangından kurtulanlarla atomu parçalayacak bilgiye ulaşabiliyoruz.
Biyoloji de biyosfer rezerve alanı diye bir şey vardır. Flora fauna olaral biyolojik çeşitliliği çok çok olan yerlere bu ünvan verilir. Böyle bir şey belirlenmesinin nedeni de, yeryüzünde epidemic yıkımlar olduğunda, türün tamamını yok edecek kalamitilerle karşılaştığımızda, bu alanları korursak, nuhun gemisi gibi, yer yüzünde yaşamı yeniden çoğaltıp yayabiliriz.
Geleceğim nokta da bu. Olaylar istediğimiz gibi gitmiyor biliyorum. Ülkem ve dünyada gerçeklere dayanmayan ve adaletten çok uzak şeyler oluyor. Bu gayet doğal. Doğanın adaletli ve gerçeklere uyucam diye bir iddiası yok. Biz de gerçekten gerçeklere göre hareket etmeyen “post-truth” bir toplumda yaşıyoruz. Bunlar gerçekleri gören ama nasıl olmasının gerektiğinin ideali ile yaşayan benim gibi insanlara acı veriyor. Yani gücün ne olursa olsun yanında yer alan, sırf güçten beslenen, bunun kendisi bile olsa tek elde toplanmasını tehdit olarak algılayan, ve bilge krala dahi prim vermeyen aklım, yaşananları anlıyor. Ama buna kesinlikle hak vermiyor.  Ama bu benim gibi düşünen insanların yeryüzünün herhangi bir yerinde, biyosfer rezerv alanı oluşturup, bilgeliklerini kendi küçük çevrelerinde yaşayıp, kendi çocuklarına öğretmelerini; kendi küçük köylerinde bu kadim bilgiyi saklayıp, yaşatıp, paylaştırıp dünya tersini bir süre iddia edecek olsa bile hala olması gerekenin canlı kalmasını sağlamalarını, yaşarak, okuyarak, paylaşarak göstermesi gerekir. Ben bunu bir sorumluluk olarak görüyorum.
İlerde bir gün biyosfer rezerv alanları, tekrar yeşillenip, herkesin bu extravagant ve aynı zamanda acınası hayatından uyandığı; maddelere ve tüketim alışkanlıklarına değil de, samimi ilişkilere ve saglıklı faaliyetlere bağlandıkları, mütevazi, birbirini tolere edebilen, ahenkli hareket edebilen, empati yetenegine sahip bireyler olarak gelismemize ve bunların esas alındığı toplumlar ortaya cıkarmamıza ev sahipligi yapacak.
 Biz bu değerleri yaşayıp, yaşatacağız. Gün gelince, bilgelik, tekrar buralardan filizlenip bir sarmaşık gibi yayılacak.
Kadimlerin sofrası işte bu yüzden var. Nelerin konuşulduğun, nasıl konuşulduğunu,  bilgenin adabını bizlere öğretebilmek için…
Dünya kundaklandığıntan sonra tekrar nefes alabilmek için…
Gerçekte var olmayan bir sofrayı bozamazlar. Yıkıp, yakamazlar…
Bu, belki çocuklarımıza kalacak tek mirasımız.
Esenlikle
uee
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir