Beırut

İbrahim Maalouf. Belki biliyorsun. Amin Maalouf’un yeğeni bu adam. Semerkand’ın yazarı olan.Onu zaten biliyosundur. Şu an bilmediğin bir şeyi, bilmediğin bir şeyle anlatmaya çalışıyor olabilirim zira:) Bildiğin bir şeyi bildiğin bir şeyle de gereksiz yere anlatıyor olabilirim. Yazı böyle bir şey işte. İşteşsizlik böyle!

 

Neyse biz asıl adamımıza dönelim. Bizim İbrahim Trompet üflüyor. Üflüyor ki ne üflüyor.. Bazen direk ruha üflediğini düşünüyorum bu adamın. Her zaman değil ama. Ruh halin eşleşmişse…

Ruh halinin eşleşmesi için de bazen bir hikaye gerekiyor. Şarkının kendisinden gelen bir hikaye. Kendi doğumunu anlatan bir çocuk gibi. Garip di mi?

Normalde Beyrut asıllı ama hayatını Fransa da geçiriyor İbrahim Maalouf. Yıllar sonra çocukluk dönemini geçirdiği Beirut sokaklarına bir ziyarette bulunuyor. Hemen iç savaş sonrası bir ziyaret. Ortalığın hala karışık olduğu, suların halen durulmadığı zamanlardan bahsediyorum. Bizim İbrahim hala genç o zaman. Çocukluğunda yaptıklarını düşünerek eli cebinde arşınlıyor sokakları. Bir zamanlar arkadaşlarıyla top, saklanbaç oynadığı güzel sokaklar. Hani o zaman çok büyük, büyüdüğümüzde de bize çok küçük gelen yerler. Bir taraftan arşınlarken aklına bir taraftan bu dinleyeceğin parçanın notaları çıkıyor ortaya. İşte bu parça gibi inanılmaz sakin, inanılmaz dingin başlıyor hikaye. Sanki adım attıkça nota defteri doluyor yavaş yavaş. Belki her insanın çocukluğuna ve o zamanki sokaklara dönünce hissedeceği gibi. Böyle bir huzur içinde, hafif keder de..Sıla hasreti gideriliyor böylece…
Bu arada walkmani yanında hep İbrahimin. Hala genç hala zıpır zamanları.Farklı müzik dinliyor o zamanlar. Ama o dinginliği hissedince çıkarıyor. Beyrut sokaklarını dinliyor. Zaman eskiye gidiyor, zaman duruyor, beste akıyor…
Derken. Derken bir anda bir şeyler oluyor. Bir görüntü beliriyor karşısında. İnanılmaz korkuyor. Şok oluyor. Hayatında gördüğü en kötü şey olduğunu söylüyor daha sonra anlatırken. Gözlerimle gördüm. Anlatırken bile korkuyor. Panikliyor. Kaçmaya başlıyor. Kulaklığını takıyor. Son ses… Son ses  Led Zeppelin çalıyor o sırada.
Zaman anıları yırtıyor, zaman koşuyor, beste gidiyor. Ahenk karışıyor…
Çocukluk işte o an bitiyor. Çünkü bazı gerçekler ölüm kokuyor. Hayat bir sokağın sonunda, birden çarpıyor…
Artık bu parçanın doğuşunu biliyorsun,
Hatta şu anda bunu bilen çok az kişiden birisin.
Dinle bakalım,
Yazıyorum ama,
Duyabiliyor musun?
Esenlikle,
uee
1 cevap
  1. umutcan
    umutcan says:

    Henüz çok uzak değil çocukluğum, birçok an, bir çok anı henüz silinmiş değil zihnimden. Ancak çeyrek asır geçmiş dedim geçen gün, çeyrek asrı ömrünüm. Bu düşünceler üzerine güze bir yazı, güzel bir müzik oldu. Ellerine sağlık abi.

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir