Girdi yapan uee

Keresteciler Sitesi

O zaman bırak dolanık kalsın ▪️Quantum Entanglement can be seen in three main elements of our observable universe: branches, hairs and spaghetti… @: 1. Ankara bienali – doku serisin

Gönül Bahçesi

~En çok duyduğum cümlelerden biridir: “-Hayatın tadını bi sen çıkarıyorsun .” Halbuki hayatın tadı dalında b-öylece duruyor. Herkes için… Sohbetinin lezzeti de onun tadını katlıyor…Fotoğrafını çekmenin eğlencesi de… Beraber bunu paylaşmanın keyfi de… Tat dediğin, meğer böyle böyle katlanıp tatlanan bişeymiş…şu avm’deki organik manavdan alsan bir tane, şimdi ormana geldik bin tane. Bi de farkettim ki; tatmin terazimizin ayarları ile bariz oynanıyor yolda-yoklukta: Bir avuç böğürtlenden kaç ton gülüş çıkardığımızın haddi hesabı pek yok mesela. Yolda temiz su kuyusu bulduk mu, hepimizde tonlarca bayram havası! Çünkü arzular şelale, hayatlar ise Depozitolu damacana.Bizde bu, norm olmuş. Ormanda gurul gurul guruldayan midenin tek dileği olan sandviç molasına denk bir gur’me festivali henüz medeniyet sınırlarında bulunamadı. Yoldaki Kemik suyuna denk bir Michelin restoranı da… Yine de, şehir insanı olarak ayaklarımızı yosuna silmeden patikalarda yürümüyoruz. Bir de kafayı takan keçilere bulaşmamaya çalışıyoruz…Kroşe atan dallara da…Kelebeğin renkleri güzel de olsa, eceli var işte. Hayatımızın da.. Dolayısıyla istinaf etmemek, sürekli temyize gidip doğruyu yanlışı ayırt etmek uğruna herşeyi ertelememek gerek. Doğrusuyla yanlışıyla hayat böyle işte.Doğa böyle…Bundan sayısız aforizma çıkarabilirim. Hukuktan da… Yine de kasmaya gerek yok. Hayatın bizim çıkarımlarımıza ihtiyacı yok. Bir kelimemize bile ihtiyacı yok. Herşey olması gerektiği gibi. Lamı cimi yok. “Ne olacak en fazla ölürsün Fatih! ” diye bağırıyor arkadan birisi. “Kaybolursak geri döneriz” diyor öteki. Durursak da laktik asit birikir zaten… Umarım birgün herkes bir şekilde bu hissettiklerimi hisseder demekten başka tarifim yok benim bu günlerde. Yayladan bildiriyorum: Karnımız aç, gönlümüz tok, şükür ise çok. Tadına diyecek yok!~uee

~Kendisi iyi olmak istemeyen kimseyi iyileştiremezsiniz. O, batar da batar…~ #caveallegory

~ Biz.tbt ~
.
Dip not: “*.tbt” uzantılı dosyalarınızı “tekrar bir araya gel.exe” klasörünü tıklayarak açabilirsiniz.

[EN]The largest amusement park in the world is human mind itself. So is the smallest jail… [TR]Yeryüzünün en büyük lunaparkı insan zihninin kendisidir. En küçük kodesi de… 📽: @begum.fey

Ankara Province

Lets try something old and something new ▪Biraz gölge et, başka ihsan istemem senden. İmza: Uzak kaldığında herşeyin kıymetini daha iyi anlayanlar derneğine kayıt yaptırırken kameralara yakalanan modern Diyojen.

Bir Eylül Parkı

~Radyoaktif hikayeler ☢ Eylül dedin mi; 🍂 düşer artık üstümüze… Bir saçımıza düşüp başımıza taç, bir masamıza düşüp sohbetimize muhtaç olurlar. Akşam olunca, yan masadan Ürperti Hanım gelir. Gelirken üstümüze hep giyecek birşeyler getirir sağolsun. Yemekten sonra; termosta çay, bir de küçük bir üzüm kabı eşlik eder muhabbete… Üzüme gelicem. Sunum ise epey önemli! Gece, Bay Mışıltı aramıza katılıp, hikayelerin ömrüne en fazla beş kelime biçene kadar; masallarla, sorularla, dilimize pelesenk şarkılarla, bir de kendi icadımız oyunlarla devam eder. Aslında her şey; bi orada, bi burada geçen baba fıkraları gibidir. Mutluluğu kendinden menkul…Bazıları güzel, bazıları değil, bazıları geliştirilebilir ve aslında hepsi istenirse sürpriz, güzel bir sonla bitirilebilir. Dönerken “Her yerde bu kadar kendiniz olmayın” diye sıkı sıkı tembihler bir dost. Halbuki hepimizin kafasında o an ne çalıyor: “o sen olsan bari!”🎶 Sağolsun, “Yaşam enerjisi” adlı arkadaş, hiç eksik olmuyor bu mevsimlerde aramızdan. Bir böcek vasıtası ile Radyoaktif bir iz bıraktığından mıdır bilinmez; her nerde isek, çıkıp buluyor bir şekilde bizi!
Kıssadan hisse; Aylûl (Eylül), bazı kadim dillerde 🍇 demekmiş. Bak! 👀’i de… Pardon, başınızın üstünde fazla yer var mı? ~ uee

Boat on the River ▫️Tatilin 5, yola çıkışımızın 33. günü. Amazon ormanları her zamanki gibi ıslak, vahşi ve güzel. Saçları da… Burada yemyeşil patikaların sonu hep masmavi nehirlere çıkıyor, nehirlerin ucu ise bol köpüklü şelalelere… Işık ve su seviyesi, yer yer fotoğraf çekmeyi zorlaştırıyor. Belki de büyülendiğimizden… Telefonları derelerin ve anıların erişemeyeceği bir yerde saklayarak yüzmeye başlıyoruz. Bazı anları, tarif etmeye çalışmak bile tahrif ediyor. Hatırlatıcı küçük bir şey yeter. Daha ne olsun! Yeterince ıslandıysak, ağaçtan meyve yiye-toplaya devam edebiliriz. Atlara açık plaj ve şezlonglarımıza daha var. Birazdan tırmanacak, inip arpa sulu hikayeler dinleyeceğiz. Sonra da Hüseyin ile yüzeceğiz. Bak fotoğraftaki “gölge” aslen Farsça da “Saye” demekmiş. En güzel anılar da “sayesinde”… #storiesinelysianfields

#minimalistfotoğrafçılarısevenlerderneği #associationofminimalistphotographerlovers

~Çiseleyen yağmur dediğin, bulutun içerisinde çok sıkışıp artık kendini taşıyamayan su taneciklerinden ibaret. Babam her Karadeniz’e gidişimde kesin tembih eder: “Karadeniz haindir oğlum. Dikkatli ol.” Babam haklı. Bulutlara bakınca uçuyorum sananlar için tam kıçından ıslanmalık yer hakikaten karadeniz. Ondan mıdır bilinmez; Grekler buraya dost olmayan anlamina gelen “pontos aexeinos” demisler. Sevdiğine o an en zıt renkte, en zıt coğrafyada hangi deniz varsa ondan dost olmaz zaten. Daha da eskiye gittigimizde persler `’karanlik, zalim, ugursuz” demisler bu dalgali yere… Halbuki karadenizin dibi o kadar zehirli (sülfürlü) ki, ne bir canlı barınıyor derinlerinde, ne de bir cansız çürüyebiliyor. Bu coğrafyada çok dalgalı oluşumuz belki ondan; burada bir kere dibe çökerse insan, öylece donup kalıyor çünkü. Yok olamıyor bile… Çığlık sesleri geliyor dağlardan… İçindeki sevdanın dağlardaki yankısına çığlık demek benim cahilliğim. “Ah karadeniz, doldu da taşamadı. Etmeyelim sevdaluk, edenler yaşamadı”. Sanki şarkı sözleri gözün gördüğü şu dağları dolanmadan geliyor. Düz. Dümdüz…Gönülden çıktığı gibi. İnsanı da böyle işte, hem dalgalı, hem düz, karışık bir düzen içinde…Vallahi bir şeyim yok. Yağmurdur o. Gözüme özlem kaçtı Saidece… uee #potpori #saudade

~World is rotating, whatever you say; years are passing, even you dont realize~ Nilüfer feat. Galileo remix by @efe_ulas #cellthrowfie

~Babası uçmadan önce İkarus’a sıkı sıkı tembih eder. Çok alçaktan gidersen, denizden kanatların ıslanır, taşıyamaz, düşersin. Çok yüksekten gidersen, balmumundan kanatların erir ve yine düşersin. Tam kararında bir yükseklikten gideceksin. Trajik sonu herkes bilir. Aristo’da bu öğreti “altın orta” diye geçiyor. Budizm’de ise orta yol. Uçmasını bilen için bile nereden atlayacağını, nereye kadar tırmanacağını, nereye atlayacağını bilmek büyük erdem. Özellikle “daha”nın, “en”lerin, “best”lerin geçerli akçe olduğu çağımızda “altın orta” altından daha zor bulunan gizemli bir patika gibi. Şükür ki bu patikaları beraber aştığımız insanlar var. Bir sandviçi paylaşıp “daha ne olsun”lar, gayet mütevazi bir sofraya “epey” sevinenler, günün sonunda yorgun argın bir çayı “çooook” sevenler, tarladaki ” vahşi”domatesleri başta “ilginç” gelse de ısıra ısıra yiyenler var. Sonra da tatillerinde mültecilere peynir, baklava götürenler… Benim hayatım yanlışlarla dolu. 30 yaşından öncesini hiç bilmediğim günahsız bir İsa’yı da, baştan “en” doğru hareketleri yapan Muhammed’i de kendime yakın görüp, bana ahlak getiren birer elçi olarak seçemiyorum. Dahası ahlakın amacının, yeterince puan toplayıp, yaratıcıyı mutlu etmek olduğunu da düşünmüyorum. Ahlakın amacı eğer var ise benim için kişinin kendisini mutlu, huzurlu hissetmesi için bir sırat-ı müstakim (istikamet yolu) olabilir. Dolayısıyla İkarusu bilmem ama bizim istikametimiz bellidir: Uçmasını bileceğiz ama ” daha” ve “en” lerin peşinden gidip o soğuk ülkelere yerleşmeyeceğiz. Burada bir şeyler yapıp, yeşerip, yeşertip, hep ve çok hayıflanmak yerine “biz de böyle bir döneme denk geldik işte” diyerek yapabileceklerimizin ve sorumluluklarımızın peşinden gideceğiz. Yaşamdan sonra bir ihtimal varsa gidebileceğimiz bir cennetten ziyade; zaten kendi olabileceğimiz cennetimizdeyiz ve ona iyi bakalım düşüncesi; en azından buraları daha az cehenneme çevirecek. Bu belki Saidece bir Ümit. Ama mutlu, huzurlu…~uee

Kabilede bayram coşkusu. #dere #tepe #taş #toprak #sopa 🎬: @ulumemo13

~Belki şuradaki bir dalga döne dolaşa senin kıyına vurmuştur.~

Giydiğin ilk mat #elitatlet #moda #metu #postmodernism

Maraton. Şimdi o yolların, yokuşların, yassosuna, gecesine eşlik edilen antrenmanların meyvesini yeme zamanı…Aklım sizde. Kalbim zaten sizinle. Sağlık, sıhhat ve esenlikle… @ankarakosuyor #stavangermarathon

~İlim talebesinin altı şeye ihtiyacı vardır. Yaratıcı (ehil) bir zihin, daimi bir aşk, güzel bir sabır, gönül dinginliği, yol gösterici bir mürşit ve uzun bir müddet. Bunlar olmazsa talib de eksik olur.~ El-kindi #kairos

Enschede

Yüzlerce kilometre de olsa atıma atlayıp gelirim ve bunu en iyi sen biliyorsun… Nice senelere Armican.

seviller yaylası

~İnsanları, karıncaları ve fikirleri ezmeden; gönüller yıkarak değil gönüller yaparak; yavaş yavaş ama sürekli katarak; eksilmeden, eksiltmeden; meşakkatli de olsa çabalayarak; bulanmadan, donmadan yaşamak, bir tutkunun peşinde diğer herşeyi silerek değil; bütün sevdiklerinle beraber yaşlanmak, sonunda etrafı kalabalık tatlı ton ton bir dede, ya da hep söyleşilen bir büyükanne olmak çok mu zor? Ol’an ölür bir yerde, ham’dık şimdi biziz pişen. Lakin şüphe değil işte bu kesinlik insanı deli eden. ~

Gerede, Bolu, Turkey

~ İzinsiz, zamansız, plansız hayatına girenler. Epey güzel kareler. Birtakım 👌-👑ler, 🖐-👑ler, ☠-🍑ler … Kaybolursak geri dönmeler…Uçurtma şenlikleri, deniz terlikleri, mantar tokatları ve bıçakla tehditler…Edepli dedeler, meraklı köylüler…Suyu çıkarılan tavuklar, uykuya dalan köpekler, halisünatif mantarlar, mutlu inekler, yaratıcı pipetler… Pek desenli böcekler, kertenkaleler… Kıvrımlı yollar, insanlar, müzikler… Siyah-beyaz özetlenen çook renkli günler…Epey ilginç hisler. Oh papatya! Hiç farkında olmadan büyümüşüz yanyana. Şimdi Gerede kaldı o günler. Yaaaa. Evet. Teşekkürleeeer… ~📸&💫: @begum.fey

Ankara Province

~” Hayaller gerçeğin gölgesidir” dedi; Redkit’in gölgesini vururken yaptığını düşünerek: Hayallerini gerçekleştircek kadar ustalaşıp, gölgesini öldürmek. ~ uee #luckyluke

Çiçek Izgara

~”Velhasıl Bursa “su”dan ibarettir” der Evliya Çelebi seyahatnamesinde. Lakin benim için öyle değildir. Dostluktan ibarettir. Sadece mekanı, havayı, suyu görüp; bu gerçeği göremeyen, şeriat nazarında evliya da olsa, hakikatte isyankardır.~ uee #birçeşmeönü

~Ne yangınlar, ne depremler görmüşsün. Temelindeki demirler sağlam ki, 6 asırlık sözmüşsün. Şimdi o temeli atan demirci ustası Kambur Bali Çelebi olduğunu bir düşün. İşçileri sürekli güldürerek yapımı geciktirdiğinle ünlüymüşsün. Bir de bakmışsın ki; çok güldürdüğünden, öldürülmüşsün. ~ #karagöz #hayalbaz #trajikomikhikayeler

~Yerleri cennet olsun harflerini dizip söz, notalarını dizip ezgi yapan, kanaviçe misali ince ince işleyenlerin, dertlerine deva değilse de tercüman olur içlerine işleyenlerin.~ #kanaviçe

~It is a harmony,
a transcendental symphony,
between
you and me.~ #minimalist #hayalbaz

Ankara Province

~Evet. Ankara’nın denizi yok. Burada insan fonda bir manzaraya değil, yüzyüze bakar. Evet. Ankara bir çöl. Ne var ki çölde hemdem olduklarını , insan vaha sayar. “Sütliman gözlerinizde fazla yeşil var mı?” Sevdiğine kıyısı olan, bozkırda bunu sorar. ~ #emrebisiklet #ruberu #strawcolored

Don’t sync with devices, sync with real people… @ankarakosuyor @nightterrorsrun

Sincan Çiçektepe Köyü

Electrical chimneys in Ankara. One of the best touristic attraction in the centre of historic district. Daily bike tours available. Call and Join us! @ankarakosuyor & @ankyrasporkulubu #discover #angara

~It is so blur
and
I have never felt so clear.~ .
📸 : @azimeburcusolak

öz ➰ özlem – ev ➰ evren. ~Gidilmiş bir mekanı, geçmiş bir zamanı değil; bunların hamili hatırasıyla, ev’rende evinde gibi hissettiklerini, öz’ünü özlersin zaten…~uee #günaydınçocuk

-Hocam Güneş’in alnından geçiyor mu? -Geçer -O zaman şuradan bi 50 faktör öne doğru uzatabilir misiniz? “

~Ya bu sürüyü güdersin, ya bu diyardan gidersin…~ 📸: @gokhansezginer

Yıllardır bütün kedilere alerjim olduğunu zannediyordum. Sadece belli cinslere olmadığını yeni farkettim. Sanırım aynı durum insanlar için de geçerli… #müstesna

The Lycian Way

~Bir yere seyahat etmek genellikle bir bilgi problemi. Otobüs, uçak, araba, tren… Hesap et. Araştır. Sana en uygun olanı al, en uygun zamanında atla git. Bitti. Kadim yollarda seyahat etmek ise hala farklı. Ellerinden, ayaklarından başka araç yok. Köşeyi dönünce nasıl bir zorluk seni bekliyor fikrin yok. Servis yok. Uygun Zaman yok. Sürekli anlık alınan kararlar var. Nereye basacağına, çantanda kalan suya, ne zaman duracağına dair. Kimler, hangi kayaya tutunup, acaba nasıl geçtiler buradan? Yolunu bi bulursun, bi kaybedersin. Sonra bi bakmışsın, yolunu kaybettiğinde kendini bulmuşsun. Buna gülersin. Her haline, her halinle gülebildiğini görmek bu yolların en büyük sırrı belki. Kadim yollar, bir bilgelik problemi…~uee #nooneleftbehind

~Çünkü arkadaş, sen boğulurken arkandan yine de poz kesendir.~ #iltifat

~Patikalar yürünür. Yer belirlenir. Malzemeler çıkarılır. Çadırlar kurulur. Bilmeyenler bilenlere gösterir. Yürürken denizin havasını aldık ya, hemen tuzunu da yutmak gerekir. Suda Yüzülür, suyla yıkanılır, oynanır. Bir şu adaya, bir öteki mağaraya… Derken Akşam olur. Güneş battıkça, tüm güne eş bi canlılık da onunla birlikte batar. Kampa dönülür. Yemek öncesi, duş sonrası aralıkta kimi kimseyi, sessiz sakin bi huzur kaplar. Karşıdaki Kayalar kıpkırmızı… Karnımız bazen hiç doymaz ya hani, bizim de böyle zamanlarda açlığımızı unuttuğumuz çok olur. Sofralar kurulur, şükürler edilir, yemekler yenir. Biten günden akılda kalanlar, sofrada üleşilir. Ekmek gibi. Bir muhabbet, bir sohbet derken konu komşu yavaşça köşesine çekilir. Herkesin köşesi var da, yukarısı gökkubbe…Hava bir karardı mı, ay asılır önce tavana. Göstermez yıldızların yüzünü. Muhabbet derinleştikçe, o da çekilir usulca aşağıya. Yavaş yavaş çadırlarına çekilen insanlar gibi. Yeterince beklersen eğer, ay artık gözden düşer. Yerle yeksan olur. Onun ölümüyle, yıldızlar pasparlar. İşte o yollar…O galaksiler..Öyle çoklar ki, ört üstüne! Arzın bu cümbüşünü gören nasıl çadırda uyur? Gözlerin kamaşır, Hayret! İbni Heysemler geçer akıldan…Kopernikler, Brunolar, Galileler, Saganlar… Ziggurat tapınaklarının bekçileri geçer, dümbelekler, Hayyamlar… Kimi yıdıznamesini karalar, kimi muvakkitliğini yapar… Birisi o hareketlerin esrarını çözen son denklemi , diğeri de elinde şarap, yıldızlara bakıp aşkının gözlerini yazar..Kimi burçlara takar. “loji” ya da “nomi”… Astro işte hep bu diyar… Aynı göğe bakıp farklı görmek, farklı hissetmek, hep bi algı meselesi…Derken gecenin son demlerinde horozlar köyün farklı yerlerinden ötmeye başlar. En cesuru önden öter. Zamansız…Hafif alacakaranlık oldu mu, cırcır böcekleri dalga dalga uyanıp onlara katılırlar. Birkaç köpek havlaması, selamsızlar bandosu gibi orkestraya eşlik eder. Seher yeli eser. Gülün eteğini yırtar. Gün ağarır. Sesler artar… Balıkçılar ağlarına, yüzücüler kulaçlarına, yogacılar Güneşlerine döner. Yıldızlar, sonraki geceye kadar ışıklarını söndürürler. Sahi, bu yıldızlar ne Zaman başladı dönmeye?Devran öyle bi sarkaç ki, şaşar kalırsın!~

~Afyon’da bir kahve molası. Afyon, çocukluğumdan beri içinde yaşanılan bir şehir değil, sadece giderken mola verilmesi gereken bir duraktır zaten benim için. Biz muhabbet ederken; güzeller güzeli, çıtı pıtı bir kız yanımıza yaklaşıyor. Elinde bir şişe meyve suyu… Bitti bitecek. Bizimki dudaklarıyla asılmış, iki pipetten birden içiyor. Bir taraftan da beni gözlüyor içerken. Pipetleri gösteriyorum. O da arka masadaki abisini işaret ediyor. Belli ki beraber içiyorlar. Tanışıyoruz. İsmi Lena. O kadar sessiz ki konuşması, sanki karıncalarla sohbet ediyor. Diyor ki “Türkiye’ye gidiyoruz”. Annesi hemen arka masadan söze giriyor: “Fransa’dan yeni geldik de; sizi Türkçe konuşurken görünce yanınıza geldi.” Sadece bu ülkede yaşamadığı hemen her halinden anlaşılıyor zaten. Hareketleri bu topraklar için fazla sessiz; bakışları çok naif. “Gözlerin ne güzel senin!” diyorum. Gülüyor hemen. Sanki saati mutlu olmaya ayarlı bir hint prensesi… Cennetlik. Bana bakıp karıncalara birşeyler fısıldıyor ya, kulağımı yüzüne yaklaştırıyorum anlamak için. Çat-pat sohbet ediyoruz. Cımbızla çekiyorum kelimeleri ağzından. Sakin bir ülkede uzun zaman yalnız kalmış da sessizleşmiş sanki. Issızlaşmış bir ada gibi…Kendi dilinde konuşan birilerini görünce de heyecanlandı besbelli. Bazen o kadar değiştirir ki seni yalnız kaldığın bir ülke, kendini yabancı hissedersin dönünce memleketine bile… Senin o güzel gözlerinden belli Lena. Buralısın ama sadece buraya ait değilsin. Fika bitti. Şimdi yine yollara düşmek lazım. Sadece bir masada karşılaştık ama şimdi seni her gittiğim yere götürmek ister gibiyim. Her gittiğimiz yerde, başımıza ne gelirse, hep böyle güleriz işte…Hem 40 Yıl “kafi” gelir mi bize bu kahve Lena? Birbirimizin anavatanı olabilir miyiz acaba? O yeşil gülen gözlerine bakıp, desem ya: “Bak, memleketine geldin. Ne me quitte pas…”~uee #fika

Cennet Koyu

Bugün cennet koyuna giden yolu şaşırınca, sehven Likya yolundan tepelere kadar çıktık. Yanlışlıkla da olsa karşımıza çıkan manzaralarla hep şükrettik. Zaten cennet bir koy da değil, bir köy de değil. Cennet bir algı meselesi…Benim için yanınızda sevdiğiniz insanlarla, sehven de olsa beraber gidebildiğiniz ve birşeyler yapabildiğiniz her yer cennet…Cehennem ise orda olmak istemediğinizi hissettiğiniz her yer. Bu bazen Cennet koyunun kendisi bile olabilir. Bizi beraberliklerinde hem yaşadığımızı hem de cennette olduğumuzu hissettirenler; hem dem olup, bazen bize, bazen hikayemize, bazen ise gördüğümüz bir kareye şahitlik edenler var olsunlar.

~the mark of the immature man is that he wants to die nobly for a cause, while the mark of the mature man is that he wants to live humbly for one.~ The catcher in the rye – J.D. Salinger

~Hayat denilen film bittiğinde kimlerin adının jenerikten akmasını isterdin? Eğer varsa aklına gelen bir kaç isim; O insanlarla daha fazla zaman geçir, onlarla çalış, acı çek, mutlu ol, bakış, parlat, paylaş… Hikayen ne olursa olsun; her güzel olan gibi az figüranlı, samimi ve basit olsun…Öyleki gösterim bitip, ekran karardığında bir gün; seni hemen koltuktan kaldıranlar değil, adı geçtiğinde yerine mıhlayıp yüzünü güldürecekler, hep yanında olsun.~uee #başucu

Rumeli Feneri Kalesi

~Yer brezilyadaki bir altın madeni. Binlerce insan her gün kilometrelerce tırmanıp, sarp yerlerden aşağı inerek altın bulmaya çalışıyor. Çukur o kadar eğimli ki yürüyerek inmek imkansız, koşarak iniyorlar aşağıya.Merdivenlerle binlerce basamaktan çıkıyorlar her gün. Karınca yuvası ortalık.

Asıl ilginç olan hiçbiri işçi değil aslında, hiçbiri köle de o karedekilerin…Hepsi kendi gönüllü olup buraya girip çıkıyorlar. Eğer kazdıkları damardan altın çıkar ya da onlara verilen çuvalda bu altından varsa zengin oluyorlar. Yoksa vazgeçene kadar hayatlarının önemli bir kısmını burada, bu şartlarda geçiriyorlar… İşin ilginç yanı bu insanların içinde gençler, yaşlılar, evsizler, işsizler olduğu kadar okuyanlar, üniversite mezunları, doktorlar, hukukçular, mühendisler bile var… Evet onlar belki o gerçek anlamda köle değildiler. Ama onlar zengin olma fikrinin kölesiydiler…~ The salt of the earth- S.Salgado

Istanbul Province

@armagan.kr ile Enschede’de yüzdük, @azimeburcusolak ile Ankara’da koştuk, Şimdi de @sevgiceyda ile İstanbul’da beraber sürdük. Böylece gelişmeleri yerinde takip ettim. Hepsinin elleriyle yaptığı kekleri ikişer ikişer yedim:) Bu takım Ekim ayında Ironman 70.3’de @kosukadini ‘nı temsil edecek. Performansları süper, kendileri şeker, kekleri zaten lekker…Elinizin hamuruyla böyle devam gençler. Hayat bize güzel… #lekker

Anayasa Mahkemesi

~Kiminle yol aldığını nerede yol aldığına,
Ensesinden su boşalttıklarını Çeşmede içtiğin sulara,
“Ne öğrendin”leri “kaçıncı oldun”lara,
Nasıl hissettiğini saatlerdeki rakamlara,
Gün batımlarını led ekranların ışığına,
Yokuşları düzlüklere,
Ritüelleri rutinlere,
Şimdiyi ve tam burayı geri kalan her yere ve herkese
tercih ediyorsan;
Hoş geldin.
Sefalar getirdin…~uee

Rouge Valley Conservation Centre

MATTER OF MIND ~ “Düşünüyorum o halde varım” dan “düşünüyorum o yüzden varsın”a geçişte, kafasının içinde dolaşan her ne ise onu bertaraf edemeyip, buna bir son vermek istemiş belli ki… Modern diye tanımladığımız insanın en büyük savaşı yine kendi içindeki sanırım. Artık kendi canına kıyanların sayısı, savaşlarda birbirini öldürenlerin sayısından daha fazla. Ve İkincisi, ilkinin ancak ufak bir tezahürü olabilir… Yenilgilerimiz var…Hayal kırıklıklarımız, yapamadıklarımız, problemlerimiz var… Ve karşısında çabalamalarımız, heveslerimiz, tekrar barışmalarımız, yapacaklarımız, çözüm arayışlarımız… Hemen her dediğini dibine kadar hissettim de; katılmadığım tek bir cümlesi olduğu şimdiye kadar. Belki o yüzden o vazgeçti, ben ise hala bütün absürtlüğümle hayattayım.
Ve ne zaman çalsam kafamda, sonuna kadar eşlik edip, o nakaratı böyle söylemeye devam edeceğim:
I tried so hard
And got so far
But in the end
It does ALL REALLY matter!~ Chester Bennington anısına

~Koş koş çay var…~ @ankarakosuyor ~we drink the night! ~@nightterrorsrun

“…Even as the strings of a lute are alone though they quiver with the same music…” K. Cibran

Berlin, Germany

Babsi… One of my angels. Have a good one and kiss Piero one more time for me 🙂 I wish to be there with my Luigis… I’m so lucky to have you. Tanti auguri!

Eymir Gölü

Her adımında, yeni doğan kızının ayak izi de onu izleyip, onunla adımlıyor… Bir su damlasının önündeki nehre çağlaya çağlaya akması gibi. “Su” gibi…

Dodurga, Ankara, Turkey

– Abi bi tutabilir miyim? – Al bak, bin istersen…
– Yok bakmıcam! – Neden ki? – Benim ki daha güzel. – Tamam. Dönüyorum o Zaman ben. – Aşağıdaki çocuklar yola çivi atıyo dikkat et! -Sağol. Hadi görüşürüz yine.
-Görüşürüz, yine gel!
Keyifler gıcır…

Milan, Italy

~Hikayeye göre, Kadim bir Afrika kabilesinde geleneksel olarak daha bebek dogmadan ona bir sarki atfederlermis. Daha dogrusu anne, cocuk sahibi olma kararini verdigi zaman bebeği icin bir sarki secermis.
Bebek dogdugu andan itibaren o sarki kulagina ismi gibi fisildanir, sonra da herkes bebegi bu sarki ile bilirmis. Insanlar ozellikle kabilenin yaslilari bebege hosgeldin demek icin mütemadiyen bu sarkiyi ona soyler dururmuş.
Oyle ki kisi artik ergenlige geldiginde kabiledeki herkes o sarkiyi ezberden bilirmis.
Iste bu kabilede dogan cocuk onemli bir olay yasadiginda kaza, resitlik, okula baslama vb. gibi herkes bu sarkiyi soyleyerek hayatindaki bu donum noktasini ona hatirlatirmis. Bu gelenek zamanla, insanlarin digerini iyi ya da kotu bir sey yaptiginda onu honore etme sekli haline gelmis.
Hatta ve hatta kabileden birisi suc islediginde, kabiledeki hemen herkes toplanir, suc isleyen insani bir daire icine alir ve hep bir agizdan o kişinin şarkısını söylerlermiş. Boylece cezalandirmanin aksine kollektif bilinç ile o kisinin gerçek kimligini hatirlatmakla onu bir daha boyle birsey yapmaktan vazgecirirlermis.
Sarkiyi duyan kisi, eski gunlerini, cocuklugunu, eski masumlugunu, kim oldugunu ve butun o cevresini hatirlar, yaptigi suctan utanir ve bir nevi kendi kendine herhangi bir ceza olmadan rehabilite olurmus.
Evet, biz belki bu Afrika kabilelerinde yasamiyoruz. Türkiye’nin baskentindeyiz. Modern ama bazi ilkel diye adlandırdığımız kabilelerden bile ogrenileceklerimiz oldugunu dusundugum bir dunya burasi. Fildir fildir hizla degisen hayatımızda hepimizin bir en azindan degismeyen bir ya da bir kac sarkisi ve kişisi olsa mesela. Yolumuzda giderken hatalar da yapsak, ama bir çember içinde aslında kim oldugumuzu hep hatirlasak…~

Lecco

🎶Up in the sky, there is a village
And the people there are blue,
I believe it’s true
Up in the sky, people are happy
They love to sing and there is no need for a king

Up in the sky, nothing is insane
Like a rocket driven plane you can fly above the rain
Up in the sky, you just feel fine
There is no running out of time and you never cross a line

I never want to die
I wanna live in the sky

Up in the sky, you can fly
You will make it if you try
In the sky you are far away

Up in the sky you can sing
And you can do everything
And no matter what they say it’s true
I’m going to the blue

Up in the sky, there’s no religion
There are no cars and no phones and you can’t not be controlled
Up in the sky, you just feel fine
There is no money making crime but a lot of good wine

I never want to die
I wanna live in the sky

Up in the sky, you can fly
You will make it if you try
In the sky you are far away …🎶 77 Bombay street

Como Lago,milan

~Rivayete göre 14. Yy’da Napoli krallığından sürülen kraliçe Jeanne, provence’e iltica etmek üzere yola çıkar. Yolda “Côte d’azur” olarak bilinen bölgede fırtınaya yakalanarak burada camcılık işi ile uğraşılan bir köye sığınır. Kraliçe geceyi geçirdiği yerde, Ustanın cam şişeleri nasıl yaptığını görmek ister. Kraliçenin isteğini yerine getirmek isteyen cam ustası, kızgın cam kamışına üflemesi ile birden yaklaşık 10 litrelik bir Şişe meydana getirir. Bu durum karşısında şaşkına dönen usta, derhal şişeyi hasırla sarar ve kraliçenin anısına bu cama “kraliçe Jeanne” (Reine-Jeanne) adını koyar. Dönemin hükümdarı ise cam ustasından bu şişeye “Lady Jeanne” (Dame-Jeanne) adını vermesini ister. Bundan böyle üretilen büyük cam şişeler “dame-jeanne” olarak isimlendirilir. Daha sonra zaman içinde demijohn’a evrilir. Oradan da dilimize DAMACANA olarak geçer. Kıssadan hisse, cam ustası da olsanız, şişeyi de siz bulsanız, hükümdar ne derse, o olur…~

Altın Oran Çankaya

~”Piyasa” Latince ve İtalyanca olan “Piazza” kelimesinden türemiş. Kentlerin ana merkezini oluşturan yer anlamında kullanılmış. Bu yerler, İspanya’da “plaza”, Fransa’da ise “place” ismini almış. Zamanla Avrupa’da “Piazza” iktisadi, siyasi ve toplumsal birliğin hatta toplumsal kavgaların merkezi haline gelmiş. Biz de ise çarşı ve bedesten sadece esnafı bir arada tutan üniteler olmuşlar. Dolayısı ile biz piyasayı iktisadi olarak dilimize sokmuş, ama toplumsal bir meydan olan “Piazza” kültürünü oluşturamamışız. O yüzden hala Avrupa’nın aksine parklarda ya da meydanlarda değil; iktisadi merkez olan kafelerde, restoranlarda, çarşı ve bedestenlerde toplanıp bir araya geliyoruz. Benim gözlemlediğim kadarıyla, orjinal anlamında “meydan”sızlık ve “park”sızlık bu topraklardaki toplumsal hayatın en büyük eksiklerinden biridir. ~

İki gündür velespite 1000’e 1000’e bacaklarında kendine özgü bir 1000’a inşa etmeye çalışan çocuk ufka bakıp heyecanla seslendi: “ilerde dut var!”

İncek-Tulumtas

~Avcı-toplayıcının yaşam kalitesi yüksek, hayat algısı lezzetlidir. Kendinizi yerleşik hayatın ağına düşürüp, modern endüstrinin avı olursanız, toplandığınız AVM’lerde bu topladıklarımızın tadını asla yakalayamazsınız…~ to memory of @sevgiceyda 😉

Eymir Orman

~Karıncayı bile incitmem deme, “bile”den incinir karınca.Söz söylemek irfan ister, anlamak insan~ Fuzuli

Zwolle, Netherlands

~ Ortak bölenlerinin en büyüğünün hoşgörüsüzlük olduğu memleketlerde, insanlar camdan heykellerden bile daha sert, daha kırılgan, hatta daha işe yaramaz olabiliyor. Böyle milletlerin üzerine havadan uçaklarla, helikopterlerle yumuşatıcı dökmek çok iyi bir fikir. Yoksa, onlar aynı şeyi birbirlerine bombalarla yapıyorlar. ~

Imola

~Sanatçı bir şarkıyı bestelerken bir düğüm atar. Dinleyen ise o düğümü çözmeye çalışır. Şarkıda ahenk, düğümün zarafetle çözülmesi ile olur. Aynı şarkıda, aynı düğüm, kendini belli etmeden farklı yerlerde tekrar tekrar kulağımıza çalınır. Ahenk, bu tekrarın ikrarıdır. ~

Ankara Province

Havası sıcak, yolları yokuş, suyu pis, iklimi çöl. İnsanı ise çok güzel. Bu şehir, kendini geliştirmek için bütün ideal koşullara sahip.