Memocan

~Şu an ben bunları yazarken motorsiklette arkamda oturuyorsun. İnsanlar Nasıl arabalarıyla bütün gün köprü trafiğinde takılıp kalıyor, ben de sensiz olsam bir yerlerde takılıp kalmıştım herhalde. Arkamda, önümde, sağımda, solumda ama hep etrafımda olduğun daha nice senelerimiz olsun. Nereden nereye bilmem ama yolculuk beraber olsun. Dostluk en güzel hediye.Şerefe. Hadi eve:) ~

View in Instagram ⇒

Pendik Marina

~Simidin sarayda satılmaya başladığı günden beri iki yakası bir araya gelmemişti bu şehrin. Ne var ki saraydakiler tekneleriyle, dışarıdakiler tekerlekleriyle bu iki yaka arasında 7/24, 12/30 gelip gitmeye devam ediyordu. Milyonluk yalı sahibi ile ayağında kundura olmayanın aynı sokağı paylaştığı, aynı hayatı ise hiç paylaşmadığı topraklar buralar. Ne var ki yerlisi-yabancısı, teşhircisi-muhafazakarı, zengini-fukarası ayrı hayat yaşasalar bile bir şekilde bu şehri paylaşmak zorundalar. Sürekli bu çatışmanın kornası , daha olmamışlığın getirdiği inşaat sesleri ise her taraftalar. Öyle ki yola çıksan herkes yolda sanırsın, yemek yesen herkes restaurantta…Kendini kaybetmek için muazzam büyük ve derin bir kuyu, kendini bulmak için fevkalade bir oyun parkuru. Burası medeniyetlerin yüzyıllardır üzerinde çalıştığı, çatıştığı, seviştiği, savaştığı hava-su-doku. Profiterol ile içli köftenin; waffle ile çiğ köftenin aynı dükkanda satılıp, normal karşılandığı tüketici topraklar. Avrupa’nın Asya’ya bakıp mazisinde boğulmak istediği, Asya’nın Avrupa’sına bakıp ona benzemek adına mazisini sildiği karşılıklı iki kıta parçası. ama Karşıtlıkların hem savaşı hem yaşayışı .Burası Barika-i hakikatin, müsademe-i efkardan çıkışı. Simit ve çay. Çünkü gönüller asıl saray.~

View in Instagram ⇒

Dragos Sahilinde

~Kendine beylik laflardan, motive edici deyişlerden, atasözlerinden bir resim çiziyor, birbirinin aynı geçen her rutin gününde kendini bu şekilde ayakta tutmaya çalışıyordu. Bu ilk başlarda işe yarar gibi görünse de uzun vadede alelade olmaktan öte gidememişti. Bu sözler sanki sıradanlığını pekiştiriyor, anlık tatminle daha ötesine bakmamayı, görmemeyi, gitmemeyi kolaylaştırıyordu. Halbuki taşlara ve tuzlu suya rağmen oracıkta köklenmiş bir ağaç zaten her şeyi anlatıyordu. Taşların arasından çıkıp biteceği irade, yalnızlığına ve sahilin rüzgarlarına rağmen köklenme, tuzlu suyu sevmese bile ona rağmen oracıkta büyüyebilme…Onun gibi çok az ağaç bu özelliklere sahip olmuştu ve böylesine bir manzara onun gibi çok azına nasip olmuştu. Çektiği zorluk, sanki ödemesi gereken bir bedeldi. Ne var ki ağacın kendi hakkında bu söylenenlerden zerre haberi yoktu. O sadece büyüyordu. Onun için ne özlü bir söz, ne motive edici bir deyiş, ne de bir gösteriş vardı. Hakkında söylediklerimiz umrunda bile değildi. Bunu düşünüp sahil yolunda koşmaya devam etti. Denizin Güneşte rüzgara karıştığı gibi kulağındaki dalga sesi, gülüşüne karışmış, yüreğindeki gemiler çoktan sessizce kalkmıştı. Artık sadece maziden ve uzaklardan haykıracak şeyler vardı. Hepsini yanına aldı.Bu onun şarkısıydı.~

View in Instagram ⇒

Kemer Golf & Country Club – Kütükevler

~Renklerle hiç tanışmamış birine, yeşili ve maviyi nasıl anlatırsın?~

View in Instagram ⇒

FEZA

~
-kendini sen de bazen ikarus gibi hissetmiyor Musun Anka?
Dedi ki:
-Mumdan kanatlı bir adamın, güneşi ulaşması kadar,
Anlamlı bu dünya, biliriz.
Sen ve ben şaşarız insanlara, anladım.
~

View in Instagram ⇒

~Bulutlar felan…Ne biliyim, çok keyifliyim…~ by @efotillah

View in Instagram ⇒

Düzce Melen Çayi Rafting

~Çünkü hayattaki en güzel oyun ve oyuncaklar ancak onları paylaşmak istediğin oyun arkadaşları ile varlar.iyi ki varlar…~

View in Instagram ⇒

Eski Tbmm Binasi

Ata’mızı andık, atımızı aldık, Meclis’i açtık. Oyunu ve oyuncağı seven içinizdeki özgür çocuğun hiç gitmemesi dileğiyle. Çünkü özgürlük olmadan egemenlik olmaz.~

View in Instagram ⇒

Anıtkabir

~Bugün çocuklar gibi şendik, bugün bütün çocuklar ziyarete geldik~ #ankarakosuyor

View in Instagram ⇒

~atlarımızla biz, yarın egemenliğimizi ilan edeceğiz~

View in Instagram ⇒

~”Kendimi” demişti Napolyon Rus harekatının başlarında, “bilmediğim bir sona çekilir gibi hissediyorum. Ona ulaşır ulaşmaz, ben gereksiz hale gelir gelmez, bir atom bile beni dağıtmaya yetecek. O zamana dek, insanlığın bütün güçleri bana karşı hiç birşey yapamaz.” Bu fotoğraf geçen seneden, şimdi o zamanki formdan, fitnessdan, fonksiyondan eser yok. O zaman paçaları sıvıyordum. Şimdi dereyi geçtik, saçma hatalarım paçalardan akıyor. Neyse ki daha hiçbir şeye ulaşmış değilim. Yine “emek”leyeceğim anlaşılan. O zamana kadar harekete devam…~

View in Instagram ⇒

~şöyle sırtüstü uzanıp yere,
bi düşün endişelendiğinde;
yattığın ile yatacağın arası
acaba kaç santimetre?~
uee

View in Instagram ⇒

~it’s not quite like riding a bike~

View in Instagram ⇒

~Sadık dostum redkit, dur biraz üzerine atlayıp, yüzünü yalayım da sevinsin.~

View in Instagram ⇒

~Andaman Adaları pigmelerinin dilinde “oko-jumu” düşçü veya düşlerden konuşan kişi demektir. Rivayete göre bu kişiler diğerlerinden ancak ruhlardan -ormanda ya da ölüp geri gelerek karşılaşmasıyla- elde ettikleri doğaüstü yeteneklere sahip olmalarıyla ayrılırlar. Büyük saygı ve korku duyulan kişilerdir. Macera her zaman ve her yerde bilinenin örtüsünün ötesinde bilinmeyene bir geçittir; sınırda bekleyen güçler tehlikelidir; onlarla iş yapmak risklidir; yine de ustalıklı ve cesaretli biri karşısında tehlike silinir.~

View in Instagram ⇒

~
red kit: dere kıyısındaki koruya gidiyoruz düldül!
düldül: yola çıkarken adres verilen tek at benim!
~

View in Instagram ⇒

~Bir adam müzede C.Monet’nin bir eserine bakar. Resim bir doğa manzarası tasviridir. Sanat konusunda fazla bilgili olmayan adam, resme bakar ama o kadardır. Resmin neden o kadar ünlü, neden milyon Euro değerinde olduğuna anlam veremez. Güzel bir eserdir sadece. Yanında eşi de gelmiştir. Ona bunu söylediğinde eşi “çünkü sen görmüyorsun” der. “Görmen için hikayesini bilmen gerek.” Ve Monet’nin Nasıl bu resimle çıraklıktan kurtulup kendi empresyonist akımı başlattığını, neyi ilk defa yapıp, nerede ustalaştığını anlatır. Hikayesini bilince adam tablodaki ayrıntıları görmeye başlar. Artık onun için tablo daha değerlidir ama sonuçta resimdir. Bunun üzerine motoruna atlar ve tablodaki manzaranın resmedildiği yere gider. Gerçek çam kokusunu, elindeki çayın tarçınla damaktaki dokusunu paylaşamasa da o anda işte böyle bir fotoğraf çeker. Fotoğrafa ilk bakan için bu güzel bir karedir ama o kadardır. Bu hikayeyi okuyan için ise artık algı değişmiştir. Hala bi Monet olmasa da, milyon euro etmese de kendi akımı adına bir çok “layk”a çoktan layık olmuştur. ~

View in Instagram ⇒

~Hayat o kadar zor mu?/Atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara?~🎶

View in Instagram ⇒

“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla…”
Bazı akşamlar saatlerce sohbet ettiği İranlı şair arkadaşı onu uğurlarken kulağına eğilip böyle fısıldamıştı. Öyle ki; onlarca metreden kendini boşluğa bırakırken de, uçurumun kenarında arz-ı izlerken de, ya da hayatta olmasına değer katan, değer verdiği bir şeyin elinden gittiğini hissettiğinde de bu söz aklına gelir, uçmasını doğuştan bildiği için ufak bir tebessümle buna şükrederdi. Yol boyunca atladığı, izlediği, değer verdiği çoğu şey değişmişti belki ama yaşama hevesi, öğrenmeye, denemeye ve keşfetmeye olan arzusu giderek ivmelenmişti. Bu güdü şimdilik karnını doyurmuyor ama çoğu zaman açlığını unutturuyordu. Zeki, yaratıcı, üretken ve çalışkan olduğunu biliyordu. Ama çoğunun aksine bunlar onun için pek önemli değildi. Çünkü dünyaya gelmek gibi bu özellikleri elde etmek için hiç bir çaba sarfetmemişti. Kendine dair değer verdiği tek şey cesaretli olmasıydı. Zor görüneni göze alma, keşfetme, gerekiyorsa gemileri yakma, kendini farklı koşullarda, çevrelerde, yollarda deneme ve belirsizliği “hadi” diyerek karşılama onun kopyalanamayacak ender özellikleri idi. Hem fiziksel hem zihinsel olarak fena değildi. Ama bundan ibaret hiç değildi. O hayallerinin peşinden giderken; uçmaya ve özgürlüğe dair mükemmel bir fikir olan kuşlara benzemek istiyordu. Yol zor olacaktı. Nitekim Zümrüdüanka destanında da yol engellerle doluydu. Belki o engeller onu Simurg yapacak, kendine münhasır uçuşu böyle ortaya çıkacaktı. Zor olmayan hiç bir yolu zaten sevmezdi. Kaldı ki şimdiye kadar hiç bir zaman uçuşu hatırlamak zorunda kalmamıştı. İnsan yemek yemeyi, tuvaletini yapmayı nasıl hatırlamak zorunda kalmıyorsa, onun için de uçmak, içgüdüsel bir dürtüydü. İşte böylesine çetin, böylesine belirsiz ama bir o kadar güzel yolculuklarından birinin arefesinde eline konan kuşlara bakıp, hatırlamak zorunda olmadığına, yapmak istediğini yapmaya adanmışlıkla devam edeceğine dair kendisine söz verdi. Bu dünyaya gelişinin bir amacı var ise bunu bulmak başlangıçtı ve hepimizin kısıtlı Zaman’ı vardı. Sohbetini bitirirken şair arkadaşının kulağına eğildi ve fısıldadı: “Kuş uçar, sen ölümü hatırla.”

View in Instagram ⇒

~Bulup bulup yitirmekmiş, düşsel bir oyuncağı~~~

View in Instagram ⇒

~Buraya bi beylik laf gelse, o da gölgede kalırdı.~

View in Instagram ⇒

~Hayatımın yarısından fazlasına şahit onlar. Yatılı okul sıralarımızdan çıkıp şimdi aynı evde sanki evcilik oynuyorlar. normalde sabah kalktığımda kendimi hemen evden dışarı atan ben, onların yuvasına her girdiğimde uysal bi evcimene dönüşüp pijamaları üstümden bugün hiç çıkarmasam mı diyorum. Kendi hikayemin hiç bu kadar sabit bir yerde gelişip büyüyeceğini düşünmesem de; onların huzurunu görüp her seferinde bunun da doğru insanlarla güzel bir oyuna dönüşebileceğini görüyorum. 12 Angry Men filmini izleyenler bilir.Sadece bir oda kadar az mekanda geçen, az kişiyle çekilen ama izleyeni başından sonuna kadar ekrana kitleyen inanılmaz güzel bir film. Ne kadar maceraları, uçmaları, kaçmaları da sevsem günün birinde kesinlikle bunun gibi bir film çekmek isterdim. Ne kadar seyyah da olsam, varsa bir sığınağım böyle olsun derdim. Ne kadar basit de görünse, böyle bir hayat kurabilmenin en azından yanlış insanlarla imkansız olduğunu bilirdim. Bu paragraf tek cümle olsa, dünyadaki en güzel şey, sabah sen uyurken koşa koşa gelip üstüne zıplayan bir sevgi pıtırcığı derdim. ~

View in Instagram ⇒

~gündoğdu biz yatmadık, pedallara dayandık~

View in Instagram ⇒

~Tesadüfen gittiği bir sahil kasabasında arkadaşının ödünç oltasıyla biraz oyalanmak istemişti. Fazla zaman geçmeden olta titremeye başlamış, ağırlaşmıştı. Çok geçmeden oltanın ucunda Nuh’un gemisini tuttuğunu farketti. Rastgelmişti. Ama asıl işi şimdi başlıyordu. Hangi hayvanı denize; hangisini tavaya atacağı, hangisini kapı önüne koyup, hangisini doğaya salacağı konusunda hiç bir fikri yoktu. O da çoğu hiçbir fikri olmayan insan gibi davrandı. Nuh’un gemisini geri denize fırlatıp, oltayı balık tutmak için tekrar salladı…Öyle ki elinde Musa’nın Asa’sı olsa, onu basit bi odun sanıp, ateşe atar ;Burak ile Mirac’a çıkıp diyarları gezmek yerine, onu arabaya bağlayıp Ada’larda fayton turu yapardı. Hayatını, mucizeleri farketmemek üzere sıradanlaştırmıştı. Tesadüfen gittiği bir sahil kasabasında hiçbir şeyin tesadüf olmadığını fark etmek yerine, sadece biraz oyalanmak istemişti. Yine de hikayedeki ödünç bir olta ile okuyanları avladığını hissedince titredi ve ağırlaştı. ~

View in Instagram ⇒

~Kimi için sanat, dengede bir hayat. Tuvalet önü sanat, yapan için rahat. Arkadaki sanat? Evet, içim fesat.~

View in Instagram ⇒

~Çizgi filmlerden öğrendiğimiz bir şey de, havada olduğumuzu fark edene kadar düşmemek~

View in Instagram ⇒

~Kendi ördüğümüz muazzam bir örümcek ağı gibi değil mi? Güzeli görmemize engel can kırıkları…~

View in Instagram ⇒

İki göz hesaba katıldığında insanın yatayda (göz ekseninde) 180 dereceden birazcık büyük bir görüş alanı vardır. Güzel. Yine de 3 boyut algısı, iki gözün kesişim bölgesi olan sadece 114 derecelik bir alanda var. Yani farklı gözler ancak aynı alana baktığında derinlik artıyor. Manidar. 114 derecenin geri kalan alanında teknik olarak 2 boyutlu görebiliriz ve derinlik algısı yok denecek kadar azdır. Yüzeysel. Her bir gözümüzde, dimdik ileri baktığımızda 12-15 derece dışa, 1.5 derece aşağıya denk gelecek şekilde optik sinirin retinayı yararak girdiği kör nokta bulunur. Bu kör nokta, görüş alanını vücut eksenimizde 7.5 derece, göz eksenimizde 5.5 derece kısıtlayan bir evrimsel kusurdur. Şakerane. Yani bazen gözümüzün önünde de olsa aşikar olanı göremeyiz ve belki de en önemlisi körlüğümüze karşı tamamen körüzdür. İki kör nokta..

View in Instagram ⇒

Maymunlarla ilgili bir belgesel vardı. Çıktıkları ağaçların meyvelerini yiyor, meyveler azaldıkça meyvesi daha bitmeyen diğer ağacın dallarına doğru yavaş yavaş hareket etmeye başlıyorlardı. Evrimsel bir gerçek bu. Bir diğer gerçek de o ağac her zaman meyve verir, çiçek açar, sıcak bir yaz gününde altında piknik yaptığın bir gölgesi ve zor durumlarda sırtını yaslayacağın gövdesi olur. Özelikle yapmaz bunu. Ağacın tabiatı bu.O hangi maymun olduğuna bakmadan büyümeye, göğe doğru uzanmaya, köklerini toprağın en dibine salmaya devam eder. Ama maymun yeterince evrimleşmediğini kanıtlarcasına ağaçtan ağaca atlar da atlar. Maymunun da tabiatı bu. Ağacın tabiatını bilen insan ise bunu yapmaz. Kıssadan hisse, siz siz olun. Maymun olmayın.

View in Instagram ⇒

~Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri olmaya başlamışsa, orada güneş batıyor demektir~ der bir Çin atasözü. Ama güneş doğuyor da olabilir der bir Türk çekik gözlü. Büyük insanların küçük gölgeleri olmuşsa da güneş tam tepededir diyerek tamamlar. Biz büyük-küçük bir gölge varsa hala etrafımızda ışık olduğuna şükredelim. Ama asıl ışığın da kendi içimizden geldiğini bilelim. Tekerimiz düz bastıkça sürelim yarınlara. Ne geçmişe, ne insana, ne gölgesine, ne de güneşe… Biz yola aşığız.

View in Instagram ⇒

Hayal inşaatının tuğlasıdır harfler.Bugün yeni bir sayfa, hatta yeni bir defter… / Letters are bricks of imagination wall. Today is a new page , even a new notebook…

View in Instagram ⇒

Yani

View in Instagram ⇒

Görevli: Arkadaşım iner misin oradan, kırılacak! uee: Merak etmeyin ben hep çıkıyorum.

View in Instagram ⇒

Ne zaman öleceğimizi bilmememiz, yaşamı hiç tükenmiyormuş gibi düşünmemize neden olmuyor mu? Aslında her şey belli sayıda gerçekleşiyor. Gerçekten çok az sayıda. Böyle bir gün batımını kaç defa izleyebilirsin ki? Belki yirmi. Yine de düşüncelerimizde sınırsız… 👉 luigibook

View in Instagram ⇒